Zayıfların gizli ve yenilmez gücü

0 876

Kendi içinde hep bir firarîsin. Biliyorsun, için dışına çevrilse, Hazreti Eyüp’ten daha yaralı olduğunu. Kalbini yarsalar “el firak” diye kanayacağını biliyorsun.

Eline dikenler batıyor koparmak için uzandığın güllerden. Fani mahbubların alâka-yı kalbe değmediğini ağır bedeller ödeyerek öğreniyorsun.

Seni kuyuya atanlar kendi kardeşlerin olduğu için ağır geliyor sana oradan çıkmak. Yunus aleyhisselamı kurban edip yoluna devam eden gemi ahalisine içten içe gönül koyuyorsun.

“Ben usanmam gözümün nuru cefadan” desen de, “can” olduğunu hatırlıyorsun.

Mahiyetinin ulviliğini süfliyatla tatmin edemiyor, mücrim de olsan başını Rahmet-i İlahiye okşasın istiyorsun.

“KARDEŞİM” DİYOR SANA ÜSTAD’IN

Bediüzzaman’ın ‘şefkat’in beşeri aşka olan üstünlüğünü anlattığı Sekizinci Mektup’u okuyorsun yeniden. Belki de ilk defa okuyorsun. Öylesine muhtaç, öylesine şaşkınsın.

“Kardeşim!” diye sesleniyor sana Üstad’ın. “Bana mı dediniz?” dercesine bakıyorsun etrafına. Neden sonra:
“Efendim Üstad’ım!” diye cevap veriyorsun.

“Ben Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinde öyle büyük bir nur görüyorum ki, bütün kâinatı kuşatır. Her ruhun bütün ihtiyaçlarını tatmin edecek ve onu hadsiz düşmanlarından emin edecek kadar nurlu ve kuvvetli görünüyorlar.” diyor.

Hakikatin yüksekliği sarsıyor seni. Kelimelerdeki heyecanı hissediyorsun. “Peki ama, ben o isimlere yetişebilir miyim?” diye soruyorsun.

“O isimlere yetişmek için en mühim bulduğum vesile; fakr ile şükür, acz ile şefkattir.” cevabını alıyor, rahatlıyorsun.
“Ne güzel!” diye düşünüyorsun. “Acz ve fakr benim sermayem. Onlardan başka neyim var ki?..

SEN NEYE MUHTAŞSAN ÂLEM DE ONA MUHTAÇ

Sen de, “Egoların şişip firavunlaştığı, menfaatlerin her şeyin önüne geçtiği böyle bir çağda insanlığı ancak sevgi kurtarabilir.” diyordun nicedir.

Kâh kendi benliklerinde acz ve fakrı tecrübe etmeden, başkalarının acz ve fakrını görenlerin bunu nasıl bir tahakküme dönüştürdüklerine şahit oluyor, kâh faniliğinin üstünü örterek yaşamaya çalışanların gönül yorgunluğuna hayıflanıyordun.
Kucaklayıp avutmak istiyordun zayıf ve çaresizleri, ama nasıl yapacağını bilmiyordun.

İşte, yol gösteriyor sana Üstad’ın. “Saklama kendini” diyor. “Acizlik, fakirlik, kusur ve ihtiyaçlarını Allah’a karşı bil.” yeter. Kâinatı kuşatacak nur ve kuvvet o menbaadan fışkıracak.
Yaratılmışların aczini kendi aczinde, fakrını da kendi fakrında duy! Sen neye muhtaçsan âlem de ona muhtaç.

Değil midir ki Allah, Muine’z zuafa (zayıfların yardımcısı), Kenze’l fukara (fakirlerin hazînesi), Sahibe’l guraba (gariplerin sahibi)’dir.

Bakma zalimlerin şamatasına. Parayı ve gücü ele geçirmiş olanların kibrine, riyasına.

Şefkatin, belki var oluşun en yüksek mertebesi, “yaşatma arzusu ile yaşama sevdasından vazgeçmek” olduğunu bil!

ŞEFKATİN YENİLMEYEN GÜCÜ

Zayıfların gizli ve yenilmez gücü şefkat. Sadece senin değil, bütün bir beşeriyetin devası, iksiri. İnsani duyguların ateşleyicisi.

O madeni işletemezsen, zulme eklemlenmesen dahi, kendi zamanından ve hakikatinden kopuk yaşayacaksın.
Yara sar ki yaran sarılsın. İyiliği çoğalt ki yeryüzünde kötülüğe yer kalmasın.

Kine, nefrete yenik düşme. Öç alma duygusuna kapılma.
Muhatapların nasıl davranırsa davransın misliyle mukabele etmeyi aklından geçirme.

Kötülüğe takılma!

Üzerine kinle ve öfkeyle gelenlerin duygularını kirletmesine izin verme.

Otur kalk başkaları için hayır yolları araştır, hayır dileklerinde bulun. Ruhlardaki sevgiyi hep canlı tutmaya çalış.
Kavgan gayza ve nefrete karşı olsun.

Soran olursa sen de, “Kardeşim! diye başla cümlene Üstad’ın gibi, sonra devam et:

“Ben Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinde öyle büyük bir nur görüyorum ki, bütün kâinatı kuşatır. Her ruhun bütün ihtiyaçlarını tatmin edecek ve onu hadsiz düşmanlarından emin edecek kadar nurlu ve kuvvetli görünüyorlar.”

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.