Süheyb’ce (ra) tavırları: Kur’an her zaman alkışlar

1 506

Asr-ı Saadet’in en güzel yanı, Allah Resûlü’nün varlığının yanı sıra vahyin tazeliğinin her an duyuluyor olmasıydı. Efendimiz’e sorulan sorular vahiyle cevap buluyor, ilahi takdirler, tebciller yine vahiyle insanlara ulaşıyordu. Her sabah taze bir vahyin kokusu Medine sokaklarına bahar neşidesi yayıyordu. İfk hadisesinde Âişe validemizin beraeti de, Tebük’e katılamayıp sadakat destanı yazan üç kahramanın af fermanı da vahiyle bildirilmişti.

Efendimize kocası hakkında soru soran kadın hem sorusuna cevap almış hem de “soru soran kadın” manasında “Mücadile” Sûresine isim olmuştu. Bunların yanı sıra Kur’an din ve dava uğruna ortaya konan bazı davranışları da destanlaştırıp, bayraklaştırmış ve kıyamete kadar gelecek insanlara örnek olsun diye tarihe mal etmiştir.

Bunlardan biri de büyük sahabi Süheyb-i Rûmî’nin fedakârlık destanıdır. Hazreti Süheyb, Rum diyarından geldiği için kendisine Rûmî deniyordu. Ancak bizzat kendisi; “Ben aslen Arap’tım, Rumların eline düştüm, köle olarak satıldım.” diyerek doğduktan sonra Rum diyarına götürülmüş olduğunu söylemiştir.

EFENDİMİZ İÇİN HERŞEYİNİ FEDA ETTİ

İşte bu zat, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye hicret buyurduktan sonra, bir yolunu bulup tek başına Mekke’den Medine’ye doğru hareket etti. Durumdan haberdar olan Kureyş’ten bir topluluk hemen peşine takıldı ve ıssız bir yerde onun yolunu kesiverdiler. Hazreti Süheyb, oldukça cesur ve ok atmakta mahir bir sahabi idi.

Karşısında sıralanmış çakal sürüsünü görünce tereddüt etmeden atından indi, çantasından oklarını çıkardı ve onlara şöyle seslendi:

“Ey Kureyşliler topluluğu! Bilirsiniz ki ben sizin en iyi ok atıcılarınızdan biriyim. Allah’a yemin ederim, sadağımdaki bütün okları atıp bitirmeden size bir tek ok attırmam. Oklarım bitince de sizinle kılıcımla mücadele ederim. Bundan sonra siz istediğinizi yaparsınız. O halde gelin, sizinle anlaşalım. İsterseniz bütün malımı-mülkümü, Mekke’de falan yere gömdüğüm kıymetli eşyalarımın, ziynetlerimin, altınlarımın hepsini alın; hepsi sizin olsun fakat beni rahat bırakın. Ben Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) gidiyorum.”

MÜJDELER OLSUN SÜHEYB!

Sevgi ve sadakatin büyüklüğü, uğruna vazgeçtiğin şeylerle ölçülürdü. Süheyb, Efendimize kavuşmak uğruna her şeyden vazgeçmişti. Zira O’nu her şeyden çok seviyordu. Böyle bir duygudan nasipsiz menfaatçi Kureyşliler bu teklifi hemen kabul ettiler. Süheyb-i Rûmî (radıyallâhu anh) de kendisini bekleyen büyük iltifattan habersiz, Medine’ye doğru yeniden yola koyuldu.

Medine’ye vardığında, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) ayağa kalktı, onu karşıladı ve şöyle buyurdu:

“Müjdeler olsun Süheyb! Allah (celle celâluhû) senin hakkında şu ayeti indirdi: “İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah (cc) işte böyle kullarına pek merhametlidir.” (Bakara Sûresi, 2/207) Hazreti Süheyb hem vuslata hem de bu gökler ötesi iltifata sevinç gözyaşlarıyla mukabele etti.

SERVETİMİ ALIN AMA EFENDİM’LE ARAMA GİRMEYİN!

Buradaki iltifat Hazreti Süheyb’in şahsına değil ortaya koyduğu fedakârlığa idi. Efendimize kavuşmak için bütün servetini feda etmeyi göze almak Kur’an’ın iltifatına mazhariyeti netice vermişti. Süheyb bütün malını mülkünü feda etmiş ve Mekke müşriklerine adeta, “Siz benim malımı alın, fakat benimle Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasına girmeyin.” demişti. İşte bu tavır semadan takdir aldı, Kur’an bu tutumu tebcil etti ve kıyamete kadar gelecek insanlara örnek olacak şekilde ebedileştirdi. Bu bir fedakârlık tablosuydu ve bu tabloda açıktan açığa Hazreti Süheyb’den bahsediliyordu.

SÜHEYB’CE FEDAKÂRLIĞIN MÜKAAFATI OLACAKTIR ELBETTE

Görüldüğü gibi Kur’an, onun hakikatlerine omuz veren ve Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) uğrunda hırz-ı can edenleri alkışlıyor ve göklere çıkarıyor. Eğer bu durum, Kur’anî bir ahlak, Kur’anî bir prensip ise -ki ondan zerre kadar şüphemiz yok- o zaman kıyamete kadar nesiller boyu ortaya konacak benzer fedakârlıklara, İslam’a hizmet eden insanlara Kur’an yine aynı nazarla bakacaktır. Zalimin ökçesini yalayıp servetine servet katmak varken davası adına izzetinden zerre taviz vermeyen ve bu uğurda varını yoğunu kaybetmeyi göze alan, zamanında holdingler, üniversiteler, medya kuruluşları yönetmiş iş adamları sergiledikleri Süheyb’ce fedakârlığın mükâfatını hiç şüphesiz alacaklardır. Bir kısmı suçsuz yere zindanlara atılan, bir kısmı da ülkesini terk etmek zorunda kalan binlerce esnaf, öğretmen, memur ve öğrenci de elbette aynı semavi iltifatın muhatabı olacaktır!

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.