Secde ne büyük imkân!

Secde abd ile Ma’bud arasında, içine hiçbir şeyin sızamadığı/sızmaması gereken dupduru bir konuşmadır. Kimsenin bilmediği sırlarını, başkasına açmaktan korktuğu günahlarını, mahcup olmaktan endişe ettiği kusurlarını sadece O’na açtığı bir bağışlanma kurnasıdır.
Süleyman Sargın

0 83

Secde başla ayakların aynı noktada buluştuğu tevazu edalı azametli duruşun adı ve kulun hiçliğini idrakinin unvanıdır. Sonsuz karşısında sıfır olmanın, aczi, fakrı ve kusuru iliklerine kadar hissetmenin tezahürüdür. İnsana hakiki insanlık yolunu açan sırlı koridor, onu âlây-ı illiyyîne çıkaracak nurlu helezondur, secde… Secde, insanı ebedi saadete ulaştıran geniş caddedir.

İlmihallerin tariflerindeki secde, olması gerekenin asgarisidir. Hakiki secde Nebi’nin dilinde “Kulun Rabbi’ne en yakın olduğu ân” dır… Secdeden murad, o kurbiyeti (yakın olmayı) yakalamaktır; yakalayıncaya kadar çabalamaktır. Kulun Allaha en yakın olduğu an secde ise, Allah’ın da en ziyade hoşnut olduğu amel secde olsa gerektir. Öyleyse secde, O’nun hoşnutluğuna mazhar olacak, sahibini O’na yaklaştıracak bir nitelikte ve dolulukta olmalıdır.

Secde abd ile Ma’bud arasında, içine hiçbir şeyin sızamadığı/sızmaması gereken dupduru bir konuşmadır. Kimsenin bilmediği sırlarını, başkasına açmaktan korktuğu günahlarını, mahcup olmaktan endişe ettiği kusurlarını sadece O’na açtığı bir bağışlanma kurnasıdır.

 

Dil sussa da kalp konuşur

Secdeyi sadece kendisi için yapmaz/yapmamalı insan. Kardeşlerinin ızdırabına tercüman olmak için fırsat bilmelidir o vuslat anını. Beyaz dilekçesinin ilk satırlarına mahpusları, mağdurları, mevkufları, mehcurları koymalıdır.

Mahpus damlarından semaya yükselen âh u enînlerin beyaz kanatlarına takmalıdır yakarışlarını. Gri duvarlarda yankılanan bebek seslerini katmalıdır araya. Yaşlı amcaları, anneleri, iftiraya uğramış yüzbinleri yâd etmelidir. Binlerce masumun adını tek tek sayamasa da onların ızdırabı hafakanlar halinde dökülmelidir gönlünden seccadesine.

İşte secde bunun için Rabbin kula en büyük ihsanıdır. Bunları söylemek için secdeye gidilir. Bu duyguyu dökmek için secde edilir. Ama dile getirilen meselelerin ağırlığı, arz-ı halde bulunulan makamın Yüceliği bazen insanı çaresiz bırakır. Böyle anlarda susar insan secdede ve içinden konuşur. Dili, haline ve olan bitene tercüman olmaya yetmemektedir zira.

Bazen,  dilini döndürmeye çalışır hissiyatını ortaya koymak maksadıyla ama heyhat; kelimeler yürekte birikeni ifadede yetersiz kalır. Bunun için Kur’an’dan medet ister veya Nebi’nin lâl ü güher niyazlarını şefaatçi yapar kendine. Bir başka zaman, kalbi hüşyar, marifeti engin, neyi nasıl isteyeceğini bilen hak dostlarının iniltileri yetişir imdadına. Onların dediklerinin, kendi demek istedikleriyle örtüştüğünü görür ve sımsıkı sarılır o nurani zincire, kabule karin olur ümidiyle.

An gelir, secdenin hakkını veren bir gönül erine rast gelir insan. Duaların, niyazların o kutlu ağızdan inci gibi dökülüşüne şahit olur. Önce kulağını verir iniltiyle karışık gelen sese, sonra gönlünü de katar o nurdan ırmağa… Semadan inen ilham yağmurlarıyla banyo yapmış gibi olur adeta… Derken en arka saflardan bile duyulabilecek iniltiler, dilden dökülen nağmelerden daha tesirli vurur gönül imbiğine…

Kendi yetersizliğine, bir türlü olamayışına, düşe kalka yürüyüşüne ağlar. Utanır kendinden, bomboş geçen yıllarından. Konuştuğu kadar olamayışından, anlattıklarını yaşamayışından; dilini kalbine tercüman edemeyişinden. Yaşarmayan gözlerinden utanır ve ürpermeyen gönlünden…

Utanır, dünyaya meylinden. Korkuya prim verişinden, içini güve gibi kemiren istikbal endişesinden… Utanır, terk edemediği fâniyattan, bel bağladığı sahte sevgililerden… Utanır, günü birlik yalancı mutluluklardan, ahiret adına hiçbir şey vaad etmeyen oturup kalkmalardan… Utanır, hep başkasının kusurları peşinde koşmaktan ve kendini kusursuz zannetmekten…

Utanır, içi günah dolu heybesiyle yüzü kızarmadan her gün huzura çıkmaktan… Utanır halinden ve bir türlü yola koyamadığı yanlış ahvalinden… Sonra tekrar döner, seccadesinde gözyaşlarından lekeler oluşturan adama bakar… Derin bir iç geçirir ve “biz unutmuşuz böyle secdeleri” diye hayıflanır. Ama ümitsiz değildir; zira bilir ki unutmanın (sehiv) bile telafisi yine secde iledir!

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.