Peygamberimiz (s.a.s.) bir genci nasıl kurtardı?

Hadisteki genç, bir sahabidir. İnsanlığın yıldızları olan sahabiler hakkındaki tüm övgülere mazhardır. Beş vakit namazını kılmaktadır. Buna rağmen, “tehlike sınırı”ndadır. Annesini razı edemediği için uçurumun kenarına kadar gelmiş, ancak Peygamberimiz (s.a.s.) sayesinde kurtulmuştur.
Cemil Tokpınar

0 119

Sahabe efendilerimizden Abdullah bin Ebî Evfâ’nın (r.a.) anlattığına göre, Resul-i Ekrem (s.a.s.) ashabıyla birlikte olduğu bir sırada birisi gelerek:

“Yâ Resûlâllah, ölüm döşeğinde yatan bir genç var. Kendisine, ‘Lâ ilâhe illâllah, de’ dendiği halde (bir türlü) bunu söyleyemiyor” dedi. Resul-i Ekrem (s.a.s.):

“Namaz kılar mıydı?” diye sordu. Adam:

“Evet, (kılardı)” dedi.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.s.) kalktı. Sahabiler de onunla kalktılar. Resul-i Ekrem gencin yanına girdi ve ona: “Lâ ilâhe illâllah, de” buyurdu.

“Söyleyemiyorum.”

Resul-i Ekrem (s.a.s.): “Niçin?” diye sorunca, gelen adam:

“Annesine isyan ederdi” dedi.

Resul-i Ekrem: “Annesi sağ mı?” diye sordu. Oradakiler:

“Evet sağdır” dediler. Resul-i Ekrem: “Çağırın gelsin” buyurdu. Onlar da kadını çağırdılar, kadın da geldi. Resul-i Ekrem kadına: “Bu senin oğlun mudur?” diye sordu.

Kadın: “Evet” dedi.

Resul-i Ekrem kadına: “Bak şurada büyük bir ateş (olsa) ve ‘Oğluna şefaat edersen onu bu ateşte yakmayız; fakat şefaat etmezsen bu ateşte yakarız’ deseler ne yapardın? Şefaat eder miydin?” diye sordu.

Kadın: “Onun şefaatçisi ben olurdum” dedi.

Resul-i Ekrem: “O halde ondan razı olduğuna, Allah-u Teâlâyı ve beni şâhit göster” buyurdu.

Kadın: “Allah’ım! Seni ve Resul-i Ekremi şâhit tutuyorum. Oğlumdan râzı oldum (hakkımı ona helâl ettim)” dedi.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.s.) hasta gence: “‘Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resulüh’ de” diye buyurdu. Hasta hemen şehâdet getirdi.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.s.): “Allah’a hamdolsun ki, benim vasıtam ile bu (genci) Cehennem ateşinden kurtardı” dedi. (Hadisi Taberânî ve özet olarak Ahmed bin Hanbel rivâyet etmiştir.)

 

Annenin rızasını almak çok önemli!

Başta namazın önemi olmak üzere birçok mesajı olan bu hadiste apaçık geçtiğine göre, delikanlının neredeyse imansız kabre girmesine sebep olacak olan günahı, annesini razı edememesiydi. Maalesef insanların anne ve babalarına en fazla karşı geldiği, onların kalplerini en çok kırdıkları dönem “gençlik devresi”dir.

Anne babaya itaat etmeyi çok önemseyen Rabbimiz, Kur’an-ı Kerimde meâlen şöyle buyurur:

“Rabbin şunu da emretti: Ondan başkasına ibadet etmeyin; anne ve babaya da iyilikte bulunun. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın ‘Öf’ bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: ‘Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.” (İsrâ: 23-24)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), anne ve babaya isyan etmeyi, en büyük günahlardan biri olarak saymıştır.

Yüce Nebî (s.a.s.), “Anne ve babası, yanında ihtiyarladığı halde onları râzı ederek Cennete giremeyen kimsenin burnu yere sürtülsün” (Tirmizî, Daavât: 100) buyurmuştur.

Burada bizi sorumluluk duygusuyla yakıp kavuracak, bizi deli divane edecek, beynimizi zonklatacak bir husus vardır:

Hadisteki genç, bir sahabidir. İnsanlığın yıldızları olan sahabiler hakkındaki tüm övgülere mazhardır. Beş vakit namazını kılmaktadır. Buna rağmen, “tehlike sınırı”ndadır. Annesini razı edemediği için uçurumun kenarına kadar gelmiş, ancak âlemlere rahmet olan Peygamberimiz (s.a.s.) sayesinde kurtulmuştur.

Bu çetin imtihana herkes gibi sahabeler de muhataptır, bizler de muhatabız. Çok dikkatli, çok gayretli olmak zorundayız.

Çünkü anne babaya isyan eden kimsenin ahirete imansız gitme riski vardır. Böyle bir riski almamak için çırpınmamız gerekir.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.