Nurun ilk adresi

Efendimiz (s.a.s.) 35 yaşına kadar başta Mekke toplumu ile iç içedir. Henüz peygamber değildir ama Allah O’nu (s.a.s.) yükleneceği zor vazifeden dolayı maddi manevi kirlerden muhafaza etmifltir. O, nübüvvet vazifesinden önce de bir nebi gibi yaşamıştır.

0 75

İsmet Macit

Kâinatın İftihar Tablosu 35 yaşına geldiğinde hayât-ı seniyyelerinde nübüvvetini ve İslam tarihini yakından etkileyecek önemli hadiseler olmuştur.

Bunlardan ilki Hz. Fatıma (r. anha) annemizin dünyaya gelmesidir. Evet, bereketli yuvada dört kız kardeşten en küçüğü olarak dünyaya gelen olan cennet seyyidesi, babasının göz nuru Hz. Fatıma annemiz yıllar sonra Medine’de Hz. Ali (r.a.) ile evlenecek ve asırlara ışık tutacak turuk-u âliyenin iki kutup başı olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i dünyaya getirecektir.

İkinci olarak Hz. Ali’nin (r.a.) Efendimiz’in (s.a.s.) evine taşınmasıdır. Tarih kitaplarının kaydettiğine göre o sene (M. 607) Mekke’de ciddi bir kuraklık ve kıtlık yaşanmış ve Efendimiz (s.a.s.) amcası Hz. Abbas’a (r.a.) giderek sıkıntı içinde kıvranan Ebû Talip’e yardım etmeleri gerektiğini söylemişti.

Hz. Abbas, Efendimizin (s.a.s.) bu dâvetini memnuniyetle karşılamış ve birlikte Ebu Talip’e giderek Ebu Talip’in evindeki nüfusu azaltma adına evlatlarından birkaçının bakımını üslenmek istediklerini ifade etmişlerdi. Ebû Talib bu zarif düşünceden ziyade memnun olmuş ve: “Akil’i bana b›rak›n siz istedi€inizi al›n” demiş; Efendimiz (s.a.s.) Hz. Ali`yi; Hz. Abbas ise Hz. Cafer`i himâyesine almıştı. O sırada, Hz. Ali, dört veya beş yaşında bulunuyordu.

Üçüncü mühim hadise ise Kabe’nin tamir edilmesidir. Efendimiz (s.a.s.) Kabe’nin tamirinde bizzat çalışmış ve Hacerü’l-Esved’in yerine konulması hususunda çıkan uyuşmazlığı çözmüş ve Mekke’de çıkması muhtemel bir karışıklığın önüne geçmişti. Zaten Muhammed-ül Emin olarak anılan Efendimiz ’in (s.a.s.) Mekke toplumunun güvenini bir kere daha kazanmıştır.

Dördüncü olarak ise Efendimiz’e (s.a.s.) yalnızlık sevdirilmiş ve Nur dağında sık sık inzivaya çekilmeye başlamıştır. Efendimiz (s.a.s.) 35 yaşından itibaren Nur Dağında yükleneceği ağır vazifeye Allah tarafından hazırlanmıştır. Efendimiz (s.a.s.) 35 yaşına kadar başta Mekke toplumu ile iç içedir. Henüz peygamber değildir ama Allah O’nu (s.a.s.) yükleneceği zor vazifeden dolayı maddi manevi kirlerden muhafaza etmiştir. Nübüvvet vazifesinden önce de bir nebi gibi yaşamıştır.

Allah Rasülü (s.a.s.) Hz Hatice annemizle evlendikten sonra beraber ticaret hayatında daha aktif olmuş bu sayede başta Mekke olmak üzere çevre devletler oradaki Hak’ta uzak yaşantıyı tanımış, zulumlere şahit olmuş ve insanlığın içinde bulunduğu sıkıntılara kafa yormuş, karanlıklar içinde bulunan insanlığı yaradılış ufkuna taşıma adına dertlenmiş ve bu O’nu (s.a.s.) adeta Nur Dağındaki yalnızlığa itmişti.

Allah Rasulü (s.a.s.) bir taraftan çürümüş toplum yapısına bir merhem arıyor diğer taraftan putlardan nefreti O’nu (s.a.s.) tevhid nuruna her geçen gün biraz daha yaklaştırıyordu. Gerçi Allah Rasulü (s.a.s.) bir nebi gibi yaşamış asla küfrün kirlerine bulaşmamıştı. Yanlışın ne olduğunu biliyor ama bu kökleşmiş yanlışların nasıl düzelteceğini bilmiyordu.

Hira sultanlığında inzivaya çekiliyor

Kalbi kalaklar içindeki Nebi (s.a.s.) namzedini Allah Nur Dağı’na inzivaya itecek ve hayatında yaklaşık beş yıl kadar sürecek yepyeni bir dönem başlayacaktır.

Bu dönemde toplumdan uzaklaşma ve uzlet kendisine sevdirilmiş ve Nur Dağı’ndaki Hira sultanlığında belli aralılarla daha sık kalmaya başlamış ve ‘tahannüs (ar›nma, iyileflme, derinleflme…)’ yapmıştır. Adeta içine doğru derinleştikçe derinleşmiş ve ağır vahiy yükünü taşıyacak kıvama ulaşmıştır.

Allah Rasulü (s.a.s.) 40 yaşına geldiğinde ise asırlardır beklenen randevu gerçekleşmişti. Vahiy meleği kâinatın tılsımını çözecek ve 23 yıl boyunca nazil olmaya devam edecek olan Kur’an’ın ilk ayetlerini getirerek Nur Dağı’nın eteklerinde O’na (s.a.s.): “Ey Muhammed ben Cebrailim ve sen de Allah’›n Rasulüsün” diyerek vazifesini Nebiler Nebisi’ne (s.a.s.) tebliğ etmişti.

Allah Rasulü (s.a.s.) yıllardır aradığı nuru ve insanlığın kadim yaralarını iyileştirecek reçete ile Mekke’ye dönmüş ve ‘yak›nlar›ndan bafllayarak’ insanlığa nur taşımıştır. Hayatının bu devresinde ise nurdan rahatsız olan tiran ruhlu, yarasa bakışlı insanlarla mücadelesi başlamış ve bu ruhunun ufkuna yürüyene kadar devam etmişti…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.