“Kur’an’la vakit geçirmek sevgimizi pekiştirir”

Zehra Boz ayn› zamanda Haf›z olan bir Kur’an-ı Kerim ö€retmeni. Yaloval› bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Kur’an’ın bilfiil okunduğu dinlendiği bir evde büyümemifltir. Ancak mahallelerine bir İmam Hatip Lisesi öğretmeninin tanımasıyla başlar Kur’an’a ilgi ve alakası…

0 120

 

 

Ebru Nida Bilici

‘Kur’an’ı ya öğrenen ol, ya öğreten; ya okuyan ol, ya dinleyen, beşincisi olma, helak olursun’ diye buyuran Peygamberin ümmeti olarak Kur’an’la ilişkimiz bunlardan hangisine uygun?

Birçoğumuz Kur’an’ı yaz tatillerinde mahallemizdeki camiye giderek öğrendik. Hem de bir yazda da değil. Her yıl elif cüzünden bir yere kadar geliyorduk ve sonra okullar açılıyordu. Kış boyu okul dersleri bahanemiz oluyor, okuduklarımızı ilerletmek bir yana tekrar edip koruyamıyorduk bile.

Böylece ertesi yaz tekrar başa dönüp yine yeniden öğrenmeye çalışıyorduk her şeyi. İlkokuldan sonra Kur’an kursuna devam eden ya da ortaokulda İmam Hatip okullarına giden çok az arkadaşımızı saymazsak Kur’an bilgimiz çoğumuzda minimum seviyede kalıyordu.

Şanslı olanlarımız evde iyi bilen bir büyüğün desteğiyle hatim yapabilmiştir belki. Ama bu sayı gerçekten çok az. Ortaokul ve lisede din bilgisi öğretmenlerimiz ‘Kimler Kur’an okumayı biliyor?’ diye sorduğunda çok az el havaya kalkardı. Çok şükür Kur’an’a kıymet veren bir toplumuz ama o kıymeti öyle yanlış anlamışız ki kutsiyetinden dolayı Kur’an’ı hayatımızın içine sokamamışız. Süslü kaplarına koyup duvarlara asmışız hep. Sonra da içimizde ukde kalan öğrenme işini çocuklarımıza devretmişiz.

Onların Kur’an öğrenebilmesi için imkanlar araştırıyoruz, hatta bazen nefret ettirecek kadar zorluyoruz. Sonuçta başarılı olamıyoruz. Çünkü çocuklar içinde gürül gürül Kur’an okunan evlerde değil, Ramazandan Ramazana komşularla mukabele okuyarak Kur’an’la minimum seviyede temas kurulan evlerde büyüyor.

Büyüğümüz en sıradan Müslümanı ‘Ayda bir kere Kur’an hatmi yapar’ diye tarif ediyorken, senede bir kere Kur’an’ı bitirebilene ne denir bilmem. İşte kendimizin veremediği Kur’an eğitimini sadece öğretmenlerinden beklemek de ne kadar akıllıca düşünmek lazım.

Bu konuda Kur’an öğretmenlerinden duymamız dinlememiz gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

Kur’an okumayı ancak sevenler sevdirebilir

Zehra Boz aynı zamanda Hafız olan bir Kur’an-ı Kerim öğretmeni. Yalovalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Kur’an’ın bilfiil okunduğu dinlendiği bir evde büyümemiştir. Ancak mahallelerine bir İmam Hatip lisesi öğretmeninin taşınmasıyla başlar Kur’an’a ilgi ve alakası.

İmam hatip öğretmenlerinin yaz Kur’an programlarını yaptığı bir dernekten haberdar olur bu öğretmen vesilesiyle. Daha çok lise öğrencilerine yöneliktir bu program ancak ilgisinden dolayı 10 yaşından küçük olmasını engel olarak görmez eğitimlere dâhil ederler onu da.

Huzur Sokağının, Minye’li Abdullah rüzgârlarının estiği, gençlerin İslam’a yoğun ilgi gösterdiği, plaja diye evden çıkıp Kur’an öğrenmeye gittiği zamanlardır. Liseli öğrencilerin arasında olmak hoşuna gider Zehra Boz’un. Onunla o kadar güzel ilgilenirler, o kadar değer verip güzel hissettirirler ki Kur’an’ı okumayı da sevmeyi de hatta sevgiyle öğretmeyi de orada öğrenir. Oradaki öğretmenler sonraki yıllarda- ortaokulda- ders öğretmenleri olur. O güzel insanlarla karşılaşmasını ‘Benim en büyük şansımdı’ diye tanımlayan Zehra Hanım ortaokuldan sonra Beşiktaş Ihlamur Kız Kur’an Kursunda beş yıl eğitim alır. Liseyi dışardan bitirir ve Marmara İlahiyat fakültesine girer ve mezun olur.

Daha on yaşında bile değilken tanıştığı o insanların verdiği eğitim vesilesiyle Kur’an okumayı çok sever. Allah da ona hayal edemeyeceği fırsatlar sunar. Fazilet Kur’an Kursu’nda aldığı beş yıllık eğitimin ilk yılında o zaman Yıldız Camii İmam Hatibi Abdullah Hatipoğlu hocası olur.

Aynı zamanda Kurra hafızı olan hoca bir yıla yakın Sübhaneke talimi yaptırır. Şimdi öğrencilerine mutlaka bu tecrübesinden bahseden Zehra Hanım hocasının sabrına, şefkatine ve nezaketine hayran kalır. O adanmış insan sayesinde Kur’an okumayı ve ezberlemeyi çok sever. Bu sevgisi öyle bir hal alır ki yemek yemeyi ve uyumayı bile Kur’an okuyup ezberleyebilmek için yapmaya başlar. Nihayetinde de Kur’an hafızı olmayı başarır.

Hafızlık ve İlahiyat Eğitimini tamamladıktan sonra Kur’an kurslarında ders vermeye başlayan Zehra Boz daha sonra Fatih Kolejlerine geçer ve 2016 yılına kadar orada seçmeli Kur’an hocası olarak vazife yapar. Bu kendi tercihidir ve farklı bir tecrübe olur onun için. Bu şekilde haftada

Ancak bütün güzel şeyler gibi o gayretler de bir zalimin oyunuyla yerle bir olur. Zehra Hanım ve eşi işlerini kaybedip Türkiye’de yaşamanın artık imkânsız hale geldiğini anlayınca Amerika’ya yerleşme kararı alırlar. Hicret ettiği bu beldede yeniden Kur’an dersi verme şansı doğar. Bu, onun yıllar önce yaptığı bir duanın kabulüdür aslında.

Yıllar önce bir ara tatilde Kur’an programı yapmak üzere Almanya’dan bir davet almıştır. Onun ilk yurt dışı tecrübesidir. Farklı bir ülkede daha önce hiç tanımadığı öğrencilerle ders yapmak onu mutlu eder. Ve o duygu yoğunluğu içinde ‘Allah’ım dünyanın her yerine gideyim böyle gençlerle buluşup onlarla Kur’an dersi yapayım’ diye dua eder. Amerika’da tekrar ders yapabilecek olması bu yüzden onu memnun eder.

Yeni vazifesi özel bir eğitim kurumunun özel bir programı olan homeschool öğrencilerine Kur’an eğitimi vermektir. Ancak ‘Buradaki öğrenciler Türkiye’deki kolej öğrencilerine benzemez, her şeye hazırlıklı olun, hayal kırıklığına uğramayın’ şeklindeki uyarılara rağmen vazifeye başlayan Zehra hanım yeni işinin zor olsa da imkânsız olmadığını yaşayarak görür. Her şeyden önce buradaki öğrencilerinin telaffuzlarını beğenir. Neyi niçin yaptıklarını merak ediyor, sorguluyor ve öğrenmek istiyor oluşları da bir öğretmen için çok önemli bir fırsattır ve onu mutlu eder.

Çocuk ve gençlere kur’an nasıl sevdirilir?

Yıllarca Kur’an eğitimiyle meşgul olmuş, öğrencilerine Kur’an’ı sevdirerek öğretme yolunu tercih etmiş bir öğretmen olan Zehra Hanımın tecrübeleri ona burada da ışık olur. Ama bu iş sadece öğretmenlerin gayretlerine bırakılacak bir şey değildir. Çocuk-veli ve öğretmen işbirliği gerekir. Zehra Hanıma göre çocukların tamamen kendi isteğiyle Kur’an öğrenmesini beklemek tam doğru olmaz. Çocuğun istemesini beklersek bu gerçekleşmeyebilir. Sonuç önemli. Sadece ailesinin isteğiyle bu eğitime başlanabilir ama çocuk bunu içselleştirebilmişse bu büyük bir kazanımdır.

Zehra hanımın tecrübeleri ona göstermiş ki insanın bir şeyi sevebilmesi için onu tanıması onunla vakit geçirmesi bir şeyleri paylaşması gerekir. O yüzden öğretmen olarak tam da bunu yapmaya çalıştığını söylüyor ve uyguladığı yöntemi şu sözlerle ifade ediyor: ‘Öğrencilerimin Kur’an’la tanışmasına vakit geçirmesine yardımcı oluyorum. Kur’an’ı Kerim kelamı da mucize olan bir kitap. Birlikte vakit geçirdiği zaman öğrenci onun cazibesine kapılıp gidiyor zaten. Ben buna defalarca aynelyakin şahit oldum. Önceleri iki ayeti okumanın hesabını yapan bir öğrencinin bir oturuşta 10 sayfayı okuyup kalkar hale gelmesini başka türlü izah edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim hoca-talebe diyalogu olan bir ders. Biz ‘arz-sema’ diyoruz buna. Bu diyalog sırasında sizin onun okumasından mutlu olmanız, yanlışlarına, yavaşlığına karşı sabır göstermeniz ve ona önem vermeniz öğretmen olarak sizi başarılı kılıyor. Hangimiz istemeyiz böyle bir ilgi ve alakayı, değil mi?’

İnanmanın da bu işin önemli bir etabı olduğuna işaret eden Zehra Hanım bunu şu sözlerle ifade ediyor: ‘Bir de aksini düşünmeyecek kadar inanmak gerektiğini düşünüyorum. Çocuk, Kur’an’ı okuyacak ve sevecek, bir öğretmen başka türlüsünü aklından bile geçirmemeli. Bu daha işin başında fiili duası olmuş oluyor öğretmenin. Öğrenci yavaş okuyabilir. Yanlışları olabilir. Zor ezber yapıyor olabilir. Bunların hepsi halledilebilir şeyler. ‘Üç kere de olmadıysa otuzuncuda olur. Yeter ki sen iste. Ben seninle beraberim. Bu öyle bir ders ki nefes alıp vermen bile ibadet sevabı kazandırıyor sana. Hatta zorlanıyorsan iki kat sevap kazanıyorsun’ mesajını verebilirseniz ve bu düşünceler öğrencinin aklına yatarsa işte o zaman Kur’an-ı Kerimle geçirdiği vakitlerden lezzet almaya başlıyor.’

Toplu çalışmalar hem eğlenceli hem başarılı

Kur’an Kurslarından sonra Fatih kolejinde öğretmenlik yapması Zehra hanıma farklı tecrübeler kazandırır. Kalabalık gruplarda ders yaptıkları için birebirden ziyade sıralı okutmayı ve koro çalışmasını tercih eder.

O yılları ‘Öğrencilerle harf talimi yaparken çok eğlendiğimizi hatırlıyorum. İster harf ister sure talimi olsun öğrencilerimin enerjilerini kullanma açısından süper bir çalışma tarzı diye düşünüyorum.’ cümleleriyle anan Zehra Hanım şöyle devam ediyor: ‘Grup okumalarının farklı bir bereketi var. İyi olanlar daha geride olanları yetiştiriyor farkında olmadan. Sürekli bir grup öğrencinin gelip Kur’an okuyup gitmesi sınıfın sürekli dolup boşalması tarifi mümkün olmayan bir duyguydu benim için.’

Amerika’daki yeni okulunda daha küçük gruplarla çalışmakta Zehra Hanım. Malum COVID 19 sebebiyle geçilen yeni eğitim şekli ise online. Online eğitime geçmeden önce buradaki öğrencileriyle de sıralı okuma, koro çalışması harf talimi ve sure talimi yapıyorlarmış. Ancak online derslerde birebir ders yapmayı tercih ediyor. Böyle olunca öğrenciye göre yöntem tercih ediliyor. Hatta bazen yeni yöntemler keşfedebiliyor.

Zehra Hanım yılların verdiği eğitim tecrübesiyle Kur’an eğitiminde esas yapılması gerekenleri yaptıktan sonra sabırla beklemenin gereğine işaret ediyor ve diyor ki; ‘İnsan bir bitki değil ki ektikten bir hafta sonra filiz vermesini bekleyelim. Biz bize düşeni yapmakla mesulüz. Çocuklar her şeyi görüyor duyuyor ve kayıt altına alıyorlar. Ektiğimiz tohumun ne zaman filizleneceğini bilemeyiz. Bazen hemen filizlenir bazen de çok uzun sure geçmesi gerekebilir. Bizim ebeveyn olarak taşımamız gereken özellik Kur’an’la vakit geçirmeyi sevmek olmalı. Vazife gibi değil de zevk alarak meşgul olduğumuzu görmeli çocuğumuz. Onlarla yaptığımız etkinlikler içinde Kur’an-ı Kerimle ilgili programlar da olmalı. Aynı hatmi okuyabiliriz mesela. Sizinle ayni hatmi paylaşmak onu mutlu edecektir. Onu dinlemeniz onu mutlu ediyorsa sayfalarını takip edebilirsiniz. Onunla oturup yeniden yapıyormuş gibi sure ezberleyebilirsiniz. Nasıl ki Ramazan’da hepimiz farklı bir atmosfer yaşıyoruz, hem biz hem çocuklarımız ibadette zorlanmıyor, bilakis daha bir aşk ve coşkuyla yapıyoruz. Ben inanmıyorum ki bir çocuk evde bir Kuran sesi duysun Kur’an’la meşgul olan bir ebeveyn görsün de Kur’an’ı sevmesin. Daha önce de ifade ettim sevecek ve öğrenecek diye iman etmek lazım ama bunu ‘sevmeli’ ve ‘öğrenmeli’yle karıştırmayalım lütfen.’

Bir anı

Zehra Hanım çocuk ve gençlerle vakit geçirdiği için sık sık gülümseten olaylar yaşıyor. İşte o unutulmaz anılarından biri: ‘Benim iki tane küçük öğrencim var onlarla derse başlamak hususunda tedirgindim. Çünkü o yaş grubuyla neredeyse hiç çalışmadım ve yıllar var elif cüzünden öğrenci çalıştırmadım. Ama bu görünüşleri küçük akılları benden büyük minik hanımlar bana farkında olmadan çok şey öğretiyorlar. Onlardan bir tanesi öğrenirken mantığına uymazsa kafası orada takılıyor. Elif cüzünün Sad harfinin olduğu sayfaya soru işareti koymuş ve bana ‘Biz buna sabunun sa`sı diyoruz. Ama bu harf sabuna benzemiyor’ dedi. O harfi her söyleyişinde ben sabuna benzetmiyorum ama sabunun sa`sı’ dedi bana. Aynı şeyi harekelerle ilgili de yaşıyoruz. Ötreyi şapka diye tarif etmiştim. ‘Şapkaya hiç benzemiyor niçin sadece ötre demiyoruz’ dedi bana. Yani ‘Niye kendini zorluyorsun bana ismini doğrudan söylesen ben zaten onu anlayacağım demeye çalışıyor.’

Anlaşılıyor ki çocuğumuza Kur’an eğitimi vermenin yolu kendimizi de bu işe dahil etmek. Kur’an’ı öğrenmek ve anlamak ve öğrendiklerimizle amel etmek en büyük hedefimiz olmalı ve çocuklarımıza bu bilinci kazandırmalıyız. Gerçek bir Kur’an talebesi olmak bunu gerektirir…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.