Kur`an’ın ruhu ile yetişen insanlara ihtiyacımız var

Kur’an ile kâinat arasındaki ilişki, ruh ve beden arasındaki ilişki gibidir. Ruh bedenden çıktığı zaman, nasıl ki beden fonksiyonunu eda edemiyor ve ölüyor ise aynen öyle de kâinattan da Kur’an’ın ruhu çıktığı zaman, kâinat da hayatiyetini devam ettiremez ve ölür.

0 20

 

İnsanlık, İslam’la henüz tanışmadan evvel, insan hayatının hiçbir değeri kalmamıştı. Kadınların, kız ço- cuklarının hiçbir kıymeti yoktu. 

Kadınlar, pazarda birer metâ gibi alınıp satılıyor, kız çocukları ise, -bizzat varlığına sebep olan babası tarafından- diri diri toprağa gömülüyordu. Evs ve Hazreç kabileleri arasında olduğu gibi kabileler arası savaşlar ve kan davaları bitmiyor, asırlarca devam ediyordu. Hak-hukuk göze- tilmediği gibi mal, can ve namus emniyeti de yoktu.

Bir gün bir sahabi, Allah Resûlü’nün huzuruna gelerek cahiliyeye ait bu canavarlığı şöyle dile getirmiş- ti: “Yâ Resûlallah! Biz cahiliye devrinde kız çocuklarımızı diri diri gömerdik. Benim de bir kız çocuğum vardı. Annesine, ‘Bunu giydir, dayısına götüreceğim.’ dedim. (Kadın bunun ne demek olduğunu bilirdi. Ciğerpâresi, evlâdı biraz sonra bir kuyuya atılacak ve orada çırpına çırpına can verecekti. Ne var ki, ka- dının böyle bir canavarlığın önüne geçme hak ve salâhiyeti yoktu. Yapabileceği tek şey, için için ağlayıp gözyaşı dökmekti.)

 

Hanımım dediğimi yaptı. Çocuk hakikaten dayısına gideceğini zannediyor ve cıvıl cıvıl koşuşuyordu. Elinden tutup daha önce kazdığım bir kuyunun yanına getirdim. Ona kuyuya bakmasını söyledim. O tam kuyuya bakayım derken, sırtına bir tekme vurdum ve onu kuyuya yuvarladım. Fakat her nasılsa, eliy- le kuyunun ağzına tutundu. Bir taraftan çırpınıyor, diğer taraftan da: ‘Babacığım üzerin tozlandı.’ deyip elbisemi silmeye çalışıyordu. Buna rağmen bir tekme daha vurdum ve onu diri diri toprağa gömdüm.”

Adam anlatırken Allah Resûlü ve yanındakiler hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Orada oturanlardan birisi: “Be adam, Resûlullah’ı hüzün içinde bıraktın!” deyince, Efendimiz (s.a.s.) adama; “Bir daha anlat!” dedi. Adam hâdiseyi bir kere daha anlattı. İki Cihan Serveri’nin gözlerinden süzülen yaşlar mübarek sakalından aşağıya akıyordu. (Dârimî, mukad. 1)

Nasıl ki o gün, Kur’an’ın rûhundan mahrum insanlar, yavrularına bu zulümleri yapıyorlardı; bugünün anne ve babaları da, -maalesef kendi elleriyle- helâklarına sebep olacak şekilde yavrularını ihmâl edip Kur’an rûhundan uzak yetiştirmekle, ebedi hayatlarını mahvetmektedirler.

Hz. Ömer (r.a.)’in, Allah Resûlu (s.a.s.)’in irtihalinden sonra, ağlayarak okuduğu mersiyesinde; “Ya Resûlallah! Hz. Nuh (as), kavmi kendini dinlemeyince, beddua etti ve kavmi helak oldu. Sen öyle yap- madın. Taif seferinde kavmin, taşlar ve sopalarla kaşını ve gözünü yarıp, Sen’i kanlar içinde bırakmıştı. Bunun üzerine Allah (c.c.), Cibril’i (a.s.) göndermiş ve “Habibim dilerse, onların altını üstüne getireyim!” teklifinde bulunmuştu. Bu teklife karşılık Sen “Hayır, ya Rabbi! Eğer Sen bunları yok edersen, ben Sen’i kime anlatacağım” demiştin. Ya Resûlallah! Sen Hz. Nuh (a.s.) gibi, o gün kavmine beddua etseydin, ben ve benim gibi nice insanlar helâk olacak, Allah (c.c.) ve Resûlallah’ı tanıyamayacak, Kur’an’ın rûhundan mahrum kalacaktık.” diyor.

Bu hadiseden de anlaşıldığı gibi, Şefkat Peygamberi (s.a.s.) ümmeti ve insanlık için yaşamış, Kur’an’ı tebliğ yolunda ömrünü tüketmiştir. (Gazâlî, İhyâ, I; Kastalânî, II)

 

Kur’an, Allah’ı, kainatı ve insanı anlatıyor

Kâinatın özü ve ruhu olan Kur’an, Allah (c.c.) kelâmıdır. Kur’an; Allah’ı, kâinatı ve insanı, insana anlat- makta ve tanıtmaktadır. Kur’an üzerine hiçbir beşer söz söyleyemez, söyleyenler de tarih boyunca hep mahcup olmuşlardır.

Kur’an ile kâinat arasındaki ilişki, ruh ve beden arasındaki ilişki gibidir. Ruh bedenden çıktığı zaman, nasıl ki beden fonksiyonunu eda edemiyor ve ölüyor ise aynen öyle de, kâinattan da Kur’an’ın ruhu çık- tığı zaman, kâinat da hayâtiyetini devam ettiremez ve ölür. Yeryüzünde Kur’an’ın ruhu yoksa, insanlar Kur’an hakikatlerini yaşamıyorlarsa; Allah, kâinatı yok eder, kıyamet o zaman kopar.

Kur’an’ın rûhundan uzaklaşan insanlar, Allah’ı hatırlamaz hale gelirler. Dünyanın fâni güzelliklerine al- danıp, nefis ve arzularının peşinde koşarak, ölümü ve âhireti unuturlar. Bu şekilde yaşayan insanların ise dert ve sıkıntıları bitmez.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri; “Gayr-i meşru bir lezzet, zehirli bala benzer; lezzeti nispetinde elemi de vardır.” diyor. Hayata bu nazarla bakılırsa, lezzetinden çok elemi olduğu görülür. Hayatın elem veren tehlikelerinden kurtulmak; ancak, Allah’ın “kopmayan ipi” olan Kur’an’a sımsıkı tutunmaya, O’nu öğrenip ve öğretme gayreti içinde bulunmaya, hükümleriyle amel etmeye bağlıdır. Aksi taktirde insanın nefsiyle mücadelesinde zemin çok kaygan olduğundan, neseb-i gayr-i sahih bir sürü bilgiler, nefsin kontrolsüz talep ve istekleri hakikatleri perdeler.

Bugün dünyanın, Kur’an ruhunu ve ahlâkını ihlâs, vefâ ve sâdâkatle yaşayan; yaşatma idealiyle temsil eden; kendisine bakıldığı zaman Allah’ı (c.c.) hatırlatan; “emr-i bi’l-mârûf, nehy-i an’il-münker” şuuruyla yatıp kalkan; derdi, çile ve ıztırabı, Allah’ı kullarına sevdirme olan ve Kur’an ruhu ile yetişen insanlara ih- tiyacı vardır…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.