Küçük kıssadan büyük hisse

0 1.125

Kehf Suresi’ni daha çok Ashab-ı Kehf, Musa-Hızır (as) ve Zülkarneyn kıssaları vesilesiyle biliyoruz. Ancak surede Ashab-ı Kehf’in hemen ardından gelen küçük bir kıssa var ki, verdiği mesajlar ve yaptığı tevhid vurgusu itibariyle en az diğer üç kıssa kadar önemli.

Kıssada birbirini iyi tanıyan iki arkadaş var. Bunlardan biri zengin, şımarık ve küstah. Bağları, bahçeleri, bahçeler arasında akan ırmaklarıyla büyük bir servetin sahibi. Kur’an onu şöyle anlatıyor: “Onlara şu iki kişinin halini misal getir: Onlardan birine üzüm bağı lütfettik, bağların etrafını hurma ağaçlarıyla çevreledik ve bahçelerin arasında da ekin bitirdik. Her iki bağ da meyvesini verdi, hiçbir şeyi eksik bırakmadı. O iki bağın arasında bir de ırmak akıttık.” (32-33)

Bahsi geçen adam sadece zengin değil, aynı zamanda kibirli ve yakın arkadaşını kendince küçük düşürüp rencide edecek kadar da görgüsüz ve küstah: “O şahsın başka serveti de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona: ‘Benim’ dedi, ‘malım ve servetim senden çok olduğu gibi çoluk, çocuk, aile ve taraftarlar bakımından da senden çok ilerideyim.” (34)

Konuşmalara bakınca zengin adamın aslında Allah’a ve ahirete inandığını fakat zaman içinde elde ettiği servetin ve etrafında toplanan yardakçı ve yalakaların çokluğuyla şımarıp yoldan çıktığını anlıyoruz. Sahip olduğu her şeyi kendisinin kazandığına inanarak kendisinde bir rubûbiyet vehmediyor. Bu vehim onu imanının önüne geçecek bir kibre sürüklüyor. Öyle bir kibir ki bu, adam elindeki hiçbir şeyin asla zayi olmayacağını, oluşturduğu servetini, kurduğu sistemini hiç kimsenin bozamayacağını düşünüyor. Hatta kıyametin kopacağına bile ihtimal vermiyor. Zaten kopsa da orada da Rabbi ona mükâfatın en iyisini verecektir: “Bu adam kibriyle nefsine zulmeder bir vaziyette bağına girdi ve: ‘Bu bağın bundan sonra bozulup yok olacağını sanmıyorum. Aslında kıyametin bile kopacağını zannetmiyorum. Diyelim ki koptu, Rabbimin huzuruna götürülecek olursam orada da bundan daha iyi bir akıbet bulurum!” dedi. (35-36)

ÖNCE TEVHİD İKAZI

Onu bu edepsiz ve haddi aşan tavrı karşısında, yanında duran arkadaşı önce bir tevhid ikazında bulunuyor. Ardından da ona çamurdan ve bir damlacık pis bir sudan ibaret olduğunu hatırlatarak haddini bilmesi çağrısında bulunuyor. “Ne o! Yoksa sen, senin aslını topraktan, sonra da bir damla meniden yaratan, bilahare de seni böyle tam mükemmel bir insan şekline getiren Rabbini inkâr mı ediyorsun? Fakat sen inkâr etsen de şunu bil ki benim Rabbim Allah’tır ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak saymam.” (37-38)

İyi niyetli arkadaşı konuşmaya devam ediyor. Arkadaşına sahip olduğu bütün nimetler için “Maşâallah” demeyi tavsiye ediyor. Nimetlerin hakiki Sahibi’ni unutmamasını, her şeyi O’nun verdiğini akıldan çıkarmamasını salıklıyor, “Sen bu bağına her girdiğinde ‘Maşâallah! Allah ne güzel dilemiş ve yapmış! O’ndan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur” demeli değil miydin?” (39)

KALBİ KIRILANIN BEDDUASI

Ancak muhteva ve üsluptan anlaşılıyor ki o küstah adam bu iyi kalpli arkadaşının tavsiyelerini alaya almış, onu çok rencide edip kalbini kırmış. Kendi zenginliği ve taraftarlarının çokluğuyla böbürlenirken arkadaşının malının ve taraftarlarının az olmasını başına çokça kakmış. Bu safhadan sonra o iyi adam arkadaşını ikazdan vazgeçiyor ve ona beddua ediyor: “Olur ki Rabbim senin bahçenden daha iyisini bana verir ve senin bahçene gökten bir afet indirir de bağın kupkuru toprak kesilir yahut bağının suyu çekilir de ondan artık büsbütün ümidini kesersin.” (40-41)

Kalbi kırıkların, mağdurların, mazlumların, muztarrların duasını geri çevirmeyen Kahhâr u Zülcelâl, bu samimi kuluna da kısa süre sonra icabet buyuruyor: “Çok geçmeden (o küstah adamın) bütün serveti kül oldu… Tarlasına gidip olan biteni görünce, bağın çökmüş çardakları, yıkılmış asmaları karşısında yaptığı masraflara, harcadığı emeklere acıyıp dizlerini dövmeye, ah u vah etmeye başladı! “Ah!” dedi, “n’olaydım, Rabbime hiçbir şeyi ortak yapmamış olaydım!” (42)

Ve kıssa, bütün kibirlilerin, cebbarların, küstahların, zalimlerin değişmeyen akıbetini hatırlatarak son buluyor: “Hâsılı o, Allah’tan başka kendisine sahip çıkacak bir topluluk da bulamadı, kendi kendisini de kurtaramadı.” (43)

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.