Kırın ülfetin zincirlerini!

0 472

Önemli ve değerli şeyleri kanıksayıp sıradan görme olarak adlandırabileceğimiz ülfet, şeytanın elindeki en etkili silahlardan biridir. Ülfet, güzelliklerden istifadenin önündeki en büyük engellerden olup, yüzeyselliğin, gerçeklere kapalı kalmanın ve taassubun da sebeplerindendir.

İnsan ülfet vasıtasıyla birer Kudret mucizesi olan harikaları basit görür ve üzerinde düşünmez. Bunun yerine fıtrata müdahalenin sebep olduğu anormallikleri harika zanneder. Mesela insan baştanbaşa bir harikalar mecmuasıdır. Bütün insanlar yapı olarak aynı malzemeye dayandıkları ve birbirlerinin aynısı oldukları halde kıllarına, parmak uçlarına ve hatta DNA’larına varıncaya kadar birbirlerinden ayrıdırlar.

Simaları, karakterleri, kabiliyetleri, beğeni ve tercihleri açısından da farklıdırlar. Ama çoğu zaman ülfet sebebiyle bu mucizeleri görmeyiz. Hücreyi, hücrenin yapısını, çekirdeğini, zarını, DNA ve RNA gibi unsurları düşünmediğimiz gibi ellerin, parmakların, yüzün yapısına da dikkat etmeyiz. Fakat anormal olarak altı parmaklı doğan bir bebeği harika zannederek günlerce üzerinde dururuz. Kendileriyle ülfet yani alışkanlık peyda ettiğimiz şeyleri böylece sıradanlaştırır ve üstüne üstlük onları çok iyi bildiğimizi zannederiz.

Ülfetin en tehlikelisi ise meâlîye (yüce hakikatlere) karşı içine düşülen ülfettir. Kur’ân’ı, meallerini, tefsirlerini, Risâle-i Nur’ları, Pırlanta eserleri okumamız gerektiğini biliriz. Belli programlar veya bir araya gelmeler vesilesiyle okuruz da… Ancak bu okumalar genelde sathî olur; çok defa okuduğumuzu anladık zanneder, geçeriz.

O yüzden farklı renklerdeki kalemlerle her tarafı çizilmiş, kenarlarına notlar alınmış ve okunmaktan eskimiş Risale ve Pırlantaları kitaplık raflarında çok az görürüz!
Bir yabancı filozofun ya da popüler bir edebiyatçının eseri kadar özenli ve dikkatli okumayız hakikaten pırlanta kadar değerli bu eserleri.

Evrad u ezkâr için de aynı şey söylenebilir. Mesela hepimiz günde defalarca “Lâ ilâhe illallah-Allah’tan başka ilah yoktur!” deriz. Böyle demekle İslâm’ın çekirdeği olan bu mübarek kelimeyi anladığımızı sanırız.

Oysa ne ilâhın manasını düşünürüz ne de Allah hakkında marifete ermeyi hedefleriz! “Lâ ilâhe illallah” ın yanı sıra her gün tesbih, tahmid, tekbirde de bulunur, “Sübhânallah, Elhamdü lillah, Allâhü Ekber” deriz fakat Allah marifetinin, namazın ve ibadetlerin özü ve çekirdeği hükmündeki bu mübarek kelimelerin anlamları üzerinde zihnimizi de kalbimizi de yormayız.

Böyleyken bütün bunları bildiğimizi zannederiz. Bilmeyi, araştırmayı önleyen şey, sürekli aynı şeyleri tekrar ile meşgul olmamızdan kaynaklanan bu ülfettir.

İman hakikatlerini asrın idrakine sunan, birer tatlı su kaynağı mesabesindeki sohbetlere karşı da bu manada ülfetimiz var. Elimizin altında her an ulaşılabilir olmaları onlara karşı bir kanıksama meydana getirdiğinden gerçek değerlerini ve bu zamanda ne kadar önemli olduklarını idrakte zorlanıyoruz.

Zihnimizi ve gönlümüzü esir alan bu ülfet zincirlerini kırmanın yolu, söz konusu eserleri ve sohbetleri müzakereli olarak teemmülle, tedebbürle okumak ve dinlemek. Onların bizim için can suyu mesabesinde oldukları konusunda sürekli olarak birbirimizi rehabilite ve ikaz etmek.

Yaşadığımız bu ifritten dönemde hizmet insanlarının ortaya koydukları duruş bile tek başına, sahip olduğumuz pırlanta kaynakların değerini göstermeye yetiyor…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.