Kimlik sormadan mazlumları savunanlar: Hılfu’l-fudûl erdemliler heyeti

0 1.029

İnsan, “kerîm” yani şerefli, saygın ve haklarına dokunulmaz bir varlıktır. Bununla beraber o, tarih boyunca zulüm ve haksızlıklarla karşılaştığı gibi, her dönemde zulmün karşısında duran değerli kişi ve gruplar da olmuştur.

İslam öncesi Mekke’sinde, Yemenli bir tüccar Mekke ileri gelenlerinden birine mallarını satmış, fakat ücretini alamamıştı. Ne yaptıysa sıkıntısını çözemeyen adam sonunda, o dönemin yaygın uygulamasına göre, bir şiirle derdini ilan etmişti:

Ey Kureyş halkı!
Mekke’de evinden ve dostlarından uzak bir mazlumum ben,
Haksızlığa uğrayan bu mazlumun yok mu imdadına yetişen?

Bu feryat vicdanlara dokundu; fazilet, hak ve adalet duygusu taşıyan bazı insanlar Mekke’nin ileri gelenlerinden Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplandılar. Özellikle fakir, zayıf ve yabancı kimselere karşı adaleti tesis etmek, onların zulüm ve haksızlıklara maruz kalmalarını önlemek için kararlar aldılar.

Bu toplantıya o zaman 20’li yaşlarında bulunan Peygamberimiz de (sas) katılmıştı. Kararları uygulamak için gönüllülerden oluşan özel bir grup kurulmuş, bu güzel faaliyete “hılfu’l-fudûl/erdemliler yemini” denilmişti.

ERDEMLİLERİN SÖZÜ

  • Mekke’de birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, -o kimse ister iyi, ister kötü; ister bizden, ister yabancı olsun- hakkını alıncaya kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz.
  • Hep zalimin karşısında, mazlumun yanında olacağız.
  • Denizlerde, bir süngeri ıslatmaya yetecek kadar su kaldığı; Hira ve Sebir dağları yerinde durduğu müddetçe sözümüze sadık kalacağız.
  • Haksızlıkları önleme, adaleti tesis etme adına birbirimize maddî olarak da yardımda bulunacağız.

Erdemliler hareketi mensupları, pek çok zulüm ve haksızlığa mani oldular.

Mesela, Ebû Cehil birisiyle alışveriş yapmış; fakat parasını ödememişti. Adam, “Erdemliler heyeti” üyesi olarak Hz.Muhammed’e (as) durumu anlattı. Allah Resûlü onunla birlikte Ebû Cehil’in evine gidip parasını istedi. Her fırsatta Efendimize problem çıkaran Ebu Cehil, hiç itiraz etmeden adamın parasını verdi.

Hılfu’l-fudûl’un müdahale ettiği başka bir zulüm Yemenli tüccar ve kızıyla ilgiliydi. Baba-kız hacca gelmişlerdi. Mekke’nin güçlü kişilerinden Nübeyh b. Haccâc kızı, babasının elinden zorla aldı. Başka çıkar yol bulamayan adam heyete başvurdu. Bu gibi durumlar için oluşturulan gönüllü grup derhal Nübeyh’in evini kuşattı. Nübeyh güçlüydü ama karşısında, hukukun devrede olmadığı bir dönemde adaleti tesis için anlaşmış bir heyet vardı. Neticede kızı alıp babasına teslim ettiler.

ADALET İSLAM’IN ÖZÜDÜR

Resûl-i Ekrem, bu ittifaktan hep övgü ile bahseder. Zira, İslam’ın özünde adalet vardır, hedefi adaleti temindir. İslam’da adaleti sağlamak birilerinin inisiyatifine değil, sisteme ve hukuka bağlanmıştır. Hz. Peygamber (as) bu heyeti şöyle anlatır:

“Abdullah b. Cüd’an’ın evinde yapılıp mazlum ve mağduru koruma kararı alınan ahitleşmede ben de bulundum. Benim için o antlaşmaya katılmak kırmızı tüylü deve sürülerine sahip olmaktan daha değerlidir. Aynı sözleşmeye, İslâm geldikten sonra tekrar çağrılsam yine icabet ederdim.” (Müsned, 1/190)

Günümüzde de Müslümanlar; din, dil, ırk ve rengine bakmaksızın zulüm ve haksızlığa maruz kalmış insanların, *“Ey erdemli insanlar neredesiniz?” *çağrısına cevap verecek, etkili bir heyet kurmalı, hiç değilse değişik milletlerden oluşan böyle heyetlerde etkin rol almalıdırlar. Çünkü İslam hak ve adaleti ayakta tutmak, mazluma yardım etmek için gelmiş; Resûl-i Ekrem de bunu tavsiye etmiştir.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.