Karıncanın dünya turu

0 280
MASAL: EYLÜL KARADAĞ

Minik sarı karınca çok meraklıydı. Herkes çalışırken o dünyayı dolaşacağım diye tutturdu. Diğer karıncalar onu ikna etmeye çalıştı.

– Bir karıncanın en önemli işi yuvaya yiyecek taşımaktır, dediler.

Şimdiye kadar bu işten şaşan bir karıncayı ne duyan olmuştu ne de gören. Minik karınca söylenenlerin hiçbirine kulak asmadı. Aldı başını gitti.
Bilge karınca,

– Nereden edindi bu huyları anlamadım ki, diye söylenip durdu.
Karıncaların konuşmalarını dinleyen leylek, karıncanın haline güldü. Leylek göçmen kuş olduğu için dünyanın birçok yerini gezip görmüştü. Gülmesi de bundandı zaten.

Karıncanın minicik adımlarla nereye kadar gideceğini çok merak ediyordu. Karıncayı sessizce takip etti.

Karıncanın önüne küçücük bir tümsek çıktı. Bu, dağ olmalı dedi kendi kendine. Yavaş yavaş tırmanmaya başladı. Tırmandıkça nefesi kesiliyor, biraz soluklandıktan sonra yine devam ediyordu.

– Bu dünya ne kadar büyükmüş meğer dedi tümseğin başına geldiğinde.

Aşağıda ucu bucağı görünmeyen bir deniz vardı. Denizi aşmak mümkün değildi. Tümseği inince denizin kenarından dolanmaya çalıştı.

Bir süre ilerledikten sonra denize dökülen bir ırmak yolunu kesti. Yüzme bilmiyordu ki karşıya geçebilsin. Bu defa ırmağın kenarından ilerliyordu.

Irmak kenarında küçücük bir ekmek parçası buldu. Karnını doyurup biraz dinlendi. Daha görecek çok şey vardı, karanlık olmadan biraz daha yol almak için yeniden çıktı yola.

Bu arada leylek yerinden hiç kıpırdamamıştı. Ama karıncayı hâlâ görüyordu. Karınca yolda başka karıncalarla karşılaştı. Biraz hoş beş ettikten sonra yoluna devam etti.

Karıncalar minik karıncanın haline şaşırdı. Kendi aralarında fısıldaştılar,

– Dünya da ne ki, dedi bir tanesi. Diğeri, ben yiyecekten başka bir şey bilmem, dedi.
– Yazın çalışır, kışın rahat rahat yerim, azıcık aşım kaygısız başım, diye seslendi bir başkası.

Minik karınca arkasından yükselen seslere hiç kulak asmadı.
Karıncanın önüne büyük bir orman çıktı. Önünde ağaçlar, çalılar, dikenlerle dolu, çok tehlikeli bir yol görünüyordu. Minik karınca yeni yerler görmek için her tehlikeyi göze almıştı. Hiç düşünmeden daldı ormana.

Önce bir sinek saldırdı karıncaya, ardından bir eşekarısı. İkisinden de canını zor kurtardı. Biraz hızlı koşmasa çoktan midelerine inecekti.

Tam onlardan kurtuldum derken bir civcivin gagasında buldu kendini. Gaganın arasındaki boşluktan çıkıp da civcivin tepesine ulaştığında çok mutluydu.

Şimdi kendisine bir taşıt bulmuştu. Hem dinlenecek hem de daha hızlı gidebilecekti. Gün boyunca civciv sayesinde bahçenin her yerini dolaştı.

İyi ki çıkmışım bu yolculuğa, dedi kendi kendine. Dünyayı bu kadar kolay gezebileceğimi tahmin bile etmemiştim.

Karıncanın beklemediği bir anda civciv koşmaya başladı. Minik karınca pat diye yere düştü. Neyse ki hafif olduğu için bir şey olmadı.

O da kedi gibi dört ayak üzerine düştü. Düşer düşmez yürümeye başladı. Az sonra arkadaşlarıyla karşılaşınca çok şaşırdı. Boşuna söylememişler dünya küçük diye. Arkadaşları hemen etrafını çevirdi karıncanın,

– Hadi anlat bize nereleri dolaştın, dünya nasıl bir yer?

Karınca anlatmaya başladı. O anlattıkça leylek kahkahalar atıyordu. Çünkü karıncanın aştığı koca dağ, küçücük bir kaya parçasıydı.

Dağın arkasındaki ucu bucağı görünmeyen deniz, kuşlar su içsin diye açılan küçük bir çukurdu.

Denize dökülen kocaman ırmak bahçedeki bozuk çeşmeden sızan suydu. Hele devlerle canavarlarla dolu orman, papatyalarla gelinciklerin, otların bulunduğu bahçenin köşesiydi.

Canavar dediği karasinek, dev ise eşekarısıydı. Hele uçan taşıtı duyunca leyleğin kahkahası yeri göğü çınlattı. Çünkü o daha tavuk bile değildi. Minicik bir civcivdi.

Diğer karıncalar minik karıncayı hayranlıkla dinlerken leylek hiç bozuntuya vermedi. Minik karınca dünyayı dolaşmış bir karınca olarak kasıla kasıla yürüyordu artık.

Ne demiş büyüklerimiz: Herkes dünyaya kendi penceresinden bakar.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.