Kardeşlerimize vefa borcu Muavenet

0 2.753

Hizmet hareketinin elli yıllık geçmişine baktığımızda başta Türkiye olmak üzere bütün dünyayı hedef alan bir “ıslah projesi” ol­duğunu görürüz. Buna “bütün kurum ve kuruluşlarıyla insanlığın barış, kardeşlik ve saadetine adanmış bir seferberlik” de diyebiliriz.

Bütün okulların, yurtların, öğrenci evlerinin, üniversitelerin, derneklerin, vakıfların, meslek teşekküllerinin, yardım faaliyetlerinin hedefi, ‘insan yetiştir­mek’ti.

Beş yıldır uygulanan planlı ve sistemli bir tahribat projesi, kurum ve kuruluşlarımızı gasp etti, faaliyetlerimizi engelledi; ama hamdolsun yetiştirdiği­miz insanlar hâlâ yaşıyor. Bir anlamda bağ ve bahçe tahrip edildi, ama meyveler toplumla iç içe bulunuyor. Mademki bütün çalışmaların hedefi insan yetiştir­mekti ve onlar hâlâ yaşıyor, ama olağa­nüstü mahrumiyetler ve sıkıntılar içinde bulunuyorlar; elbette imkânı olanlara düşen en büyük görev, onlar kalıcı bir rahatlamaya kavuşuncaya kadar yardım etmektir.

İnşallah bu hizmet, tahrip edilen bütün kurumların daha güzelini kat kat yapabilir. Ancak elli yıldır yetiştirdiğimiz kaliteli insanların aynısını bir daha yetiş­tiremeyiz. Muavenetle elli yılın birikimi olan yetişmiş insanlara ve ailelerine sahip çıkmak ve yardımlarına koşmak adeta elli yılın hizmetine denk bir hiz­mettir. Ayrıca yardımlaşma kardeşliğin, vefanın, tesanüdün gereği olduğu gibi vifak ve ittifakın devamı için de şarttır.

 

Şimdi Bire Bin Yazılabilir

Hizmet hareketinin bü­yük sıkıntılar yaşadığı, adeta hizmete sahip çıkmanın ateşten gömlek giymek gibi zor olduğu şu günlerde mağ­dur, mazlum ve mahrumlara yardım etmek, öyle muhteşem sevaplara ve makamlara vesi­ledir ki, geçmiş dönemlerin bin katına bedel olabilir. Çünkü yardım edenlerin azaldığı, zu­lüm ve ihtiyacın zirve yaptığı bir zamanda yardıma koşmak her kişinin değil, er kişinin kârıdır.

Aslında sahabe efendilerimizi büyük eden bir sır da budur: Her türlü zorluğa göğüs gerip mallarıyla canlarıyla hakka sahip çıkmak.

Rabbimiz, birçok ayette can­ları ve mallarını Allah yolunda feda eden sahabeleri övmek­tedir.

İşte iki örnek:

“Ey iman edenler! Sizi gayet acı bir azaptan kurtaracak, üstelik size çok kârlı bir ticaret sağlayacak bir iş bildireyim mi? Allah’a ve Resulüne inanır, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla mücahede edersiniz. Eğer bilirseniz bunu yapmak sizin için çok hayırlı­dır.” (Saf Suresi:10-11)

“Allah, karşılık olarak cenneti verip müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.” (Tevbe Suresi: 111)

 

Zor Zamanda İnfakın Derecesi

Öyle ümit ediyorum ki, cen­netin kapıları ardına kadar açıldı. Çünkü çok zor bir zaman­dayız. Herkesin hizmetten kaçtığı, sebat ve sadakatle devam eden­lerin ise büyük imtihanlara maruz kaldıkları bir dönem yaşıyoruz. İşte bu zor dönem hayırda ve muave­nette yarışmak için altın fırsattır. Yarın herkes hizmete koştuğun­da, iman ve Kur’an davası bütün dünyada gönüllere yerleştiğinde bütün servetini de versen, bugünkü yardıma denk gelmez.

Rabbimiz ağır şartlarda infak ve yardıma koşanların derecesinin üstün olduğunu şu ayetle belirtiyor:

“Göklerin ve yerin yegâne vârisi Allah olup, bütün mallarınız zaten O’na ait olduğu halde niçin Allah yolunda harcamıyorsunuz? Sizden, (Mekke’nin) fethinden önce infak eden ve savaşan kimse ile bunları yapmayan elbette bir olmaz. İşte onlar, bundan sonra infak edip savaşanlardan derece bakımından daha yüksektirler. Bununla beraber Allah, her birine de cennet vaat eder. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Hadid Suresi:10)

Çünkü Mekke’nin fethi, Müslüman­ların galibiyetinin ve zor günlerin geride kaldığının çok önemli bir göstergesidir.

Yaşadığımız zulüm süreci bittiği zaman ağır şartlar yerini bol im­kânlara bırakacaktır. Elbette şimdi yapılan infak ve destek, hiçbir zamanla kıyas edilmeyecek kadar değerlidir.

Elimizden geldiği kadar değil, elimizden geldiğinin ötesinde yardım yapma­lıyız kardeşlerimize. Şartları zorlamak gerek, bizim de canımız acımalı, paylaştığımız zaman biz de bir kısım mahrumiyetler yaşayalım. Yoksa kardeşliğimizin ne anlamı olabilir?

 

Tarih hem zalimleri hem de onların kar­şılarında korkusuzca hakkı haykıranları yazar. Bir de, zulüm karşısında mazlum ve mağdura tekme atan talihsizlerle, koşturup dertlerine derman olan kahramanları yazar. İşte o kahramanlardan bir demet örnek…

 

Fedakârlık Dolu Muavenet Örnekleri

Türkiye’deki mağdurlara yardım edenlerin uyguladık­ları çok güzel usuller var. Bu örnekleri okuduğumuzda görüyoruz ki, muavenet yapmak için birçok yol var ve kim halis bir şekilde yardım etmeye niyetlenirse Cenab-ı Hak o kimseye çok güzel yöntemler ve imkânlar ihsan ediyor.

Mağdurlara yardım eden kardeş­lerimizin bir kısmının ailesinden bir ferdi hapiste ve kendileri de mad­deten çok sıkıntı içinde olmalarına rağmen muavenetten geri durmuyor ve şöyle diyorlar:

“Yaptığımız bu yardımlardan dolayı sıkıntıya düşmüyoruz. Tam tersine bu sayede rızkımız bereketle­niyor, daha rahat ve huzurlu bir hayat sürüyoruz.”

İşte yaşanmış gerçek muavenet kahramanlıkları…

 

Bir yıllık maaşım muavenet için kardeşime!

Daha yeni iş hayatına başla­mış, yüreği şefkatle dolu, bir hanım arkadaşımız işe başladığı ilk sene aldığı maaşların tama­mını mağdurlara vermeyi taahhüt ediyor ve gönderiyor. Varlıklı birisi sanmayın. O kadar sıkıntı içinde ki, başında yeni bir eşarbı bile yok!

 

“Kumbaramı kardeşlerime verin!”

Bir hocamız muavenetle ilgili teşvik edici bir sohbet yapıyor bir dost meclisinde. Ortamda onu dinleyen küçük bir çocuk elinde kumbarasıyla geliyor ve hocamıza vererek şöyle diyor:

“Bu benim kumbaram. İçindeki paralarımı Türkiye’deki sıkıntı çeken kardeşlerimize verir misiniz?”

 

“Muhafızımız sensin Allah’ım!”

Kocası hapse giren bir hanım kardeşimiz evin geçinimi sağlamakta ve kirasını ödemekte zorlanıyor. Çevrede sözle taciz eden vicdansızlar da sıkıntılara ayrı bir ıztırap ekliyor.

Hanım kardeşimiz gözleri yaşlı, “Al­lah’ım, muhafızımız sensin, sonsuz mülkünden bize hayırlı ve huzurlu bir ev ihsan et.” dua dua yalvarıyor.

Tam bugünlerde yurt dışında olan bir kardeşimiz, boş duran evi için arkadaşlara başvurarak ihtiyacı olan bir ailenin bedelsiz kalabi­leceğini söylüyor. Ve bu hanım kardeşimize ulaşılıyor, çocukla­rıyla yeni yuvalarına geçmeleri temin ediliyor. Bu vesileyle, kardeş olmanın paylaşmak olduğu bir daha yazılıyor yüreklere.

 

Şefkat kahraman­larından muavenet seferberliği

Şefkat kahramanı olan hanımların dünyanın her yerinde düzenlediği muavenet seferberliği her türlü takdir ve teb­rike değer. Muavenet için yiyecek, giyecek, eşya kermesleri düzen­leyen hanımlar, bilhassa içli köfte, lahmacun, mantı yaparak muave­nete katılıyorlar. Satın alarak bu tür gayretlere destek veren bir hocamı­zın şu cümlesi ne kadar güzel:“Muavenet için yapılan içli köfteler, lahmacunlar daha bir lezzetli olu­yor. Onları yerken tarifsiz duygular ve dualarla, adeta bir ibadet lezzeti hissediyorum.”

 

“Muavenet için gerekirse evimi satarım”

Geçen yıl olağa­nüstü bir miktarı muavenet için taahhüt eden bir işadamı herke­sin takdirini ve duasını alır. Ancak olağanüs­tü varlığı olmayan bu ağabeyimizin sözünü nasıl yerine getireceğini merak edenlere şu mani­dar cevabı verir:

“Kardeşlerimiz mağ­dur ve çok zor durumda. Yüce Rabbim yardım eder, inşallah verdiğim sözümü kolayca yerine getiririm. Eğer çok zorla­nırsam evimi satar, yine kardeşlerime yardım sö­zümü yerine getiririm.”

İşte vefa, uhuvvet, fedakârlık bu!

 

Bir Almanın muaveneti

Bir muhabbette, Türkiye’de Hizmet mensuplarına yapılan haksızlıkları ve zulümden kaçıp Yunanis­tan’a geçen mağdurların sıkıntılarını öğrenen bir Alman, cemaat mensubu olarak tanıdığı birisine şöyle diyor:“Sizin arkadaşlardan Yunanistan’a geçip orada maddî ihtiyaçları bulunan kimseler varmış. Ben bu arkadaşlara kıyafet yardımı yapmak istiyorum. Ayrıca onlar için her ay 100 Euro versem ulaştırabilir misin?”Böylece muavenet seferberliğine, insanlık damarıyla şefkat eden bir Alman da katılmış oluyor.

“Biz bu yemeği yiyemeyiz”

Bu da ayrı bir güzel örnek: 13 kişilik bir hanımlar grubu sürekli olarak kendi iaşelerinden artırıp muavenet için yardım gönderiyorlar. Bu hanımlar ayrıca bir okuma programından yemek ödülü kazanıyorlar. Ancak yemeği yemeyip parası­nı yardım zarfının içine koyup şöyle diyorlar:

“Kardeşlerimiz o durum­da iken biz bu yemeği yiyemeyiz.”

 

Ameliyat parası da muavenete

Genç bir kardeşimiz burun ameliyatı oluyor. Bin dolar tutan ameliyat masrafını kendisi ödemek zorunda kalı­yor. Daha sonra çalıştığı kurumun genel müdürlüğü bu masrafın büyük bir kısmını karşılıyor. Allah’ın lütfettiği her ekstra imkânı muavenete yönlendirme derdinde olan güzel insan­lar gibi bu arkadaşımız da şirketten gelen paraya hiç dokunmadan mağdurlara gönderiyor.

 

Yardıma muhtaç ama yardım ediyor

Genç bir kardeşimiz evlilik hazırlıkları yapıyor. Ne kendisinde ne de eşinde dü­ğünlerini yapacak ve yuvalarını kuracak yeterli para var.

Bu kalbi duygulu genç arkada­şımız, kendisi de büyük sıkıntı çekmesine rağmen, eline geçen her imkânı muavenet etmek­ten geri kalmıyor. Hatta babası hapiste ve erkek kardeşi de çalışmak için okulu bırakmak zorunda olduğu halde.

 

Maaş kendine bahşişler de mağdurlara

Üniversitede öğrenci olan yeni evli bir kardeşimiz maddî ihtiyaçları ve borçları olduğu için iki ayrı işte çalışıyor. Lokantadaki işinden maaşın yanı sıra, ayrıca bahşiş alıyor. Kendi ihtiyaçları olmasına rağmen, maaşıyla yetinen bu genç karde­şimiz, müşterilerden aldığı bütün bahşişleri muavenete veriyor.

Bu yapılan yardımlar, böyle bir zulüm ortamında, belki küçük belki büyük, mutlaka bir yaraya merhem oluyor. Fakat asıl olan, ‘Mü’minin niyeti amelinden üs­tündür’ hikmeti gereği her daim bu niyet içerisinde olmaktır. Ve bazen küçük diye önemsemedi­ğimiz yardımın bir başkası için ne kadar büyük olduğu düşün­cesini hatırımızdan çıkarmama­mız gerekir.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.