İ’tikâf: En Değerli Yalnızlık

0 1.980

OSMAN KARYAĞDI

İ’tikâf, geçmişi çok eskilere dayanan bir ibadettir. Allah Resûlü (sas) i’tikâf ibadetini “ihyâ” etmiş, bu konuda Müslümanlara fiilî olarak rehberlik yapmıştır. Bir fıkıh terimi olarak i’tikâf, “Mescid veya mescid hükmündeki bir yerde, Allah rızası için, itikâf niyetiyle bir süre durmak” anlamına gelir.

Allah rızası için günlük hayatın hızlı akışı içinde bir müddet “durmak” aynı zamanda hacıların Arafat’taki “vakfe”sini de hatırlatır.

Konuyla alakalı detaylı bilgilere girmeden önce, hayatın hızlı aktığı, meşguliyetlerin insanı esir aldığı, işten-güçten uzaklaşmanın çok zorlaştığı, insanı dünyaya bağlayan şeylerin ziyadesiyle arttığı günümüzde “i’tikâf” deyince dinin her meselesini hayatına taşımak isteyen Müslümanın ne yapabileceğini görelim:

İ’TİKÂFIN SÜRESİ NE KADAR?

Normali Ramazan ayının son on gününü bir mescidde zikir, fikir, şükür ve dua ile geçirmek olan i’tikâfın çok uzun süreli olması şart değildir. Bir pazar gününü i’tikâf için ayırmak mümkündür.

Sadece bir gün tatilimiz var, diyenler bu fedakârlığı yapamayacaklarsa Allah Resûlü’nün on gün boyunca yaptığı i’tikâfı hiç değilse, öğleden akşama kadar, o da olmuyorsa, öğle-ikindi, ikindi-akşam arası yapmaları aslında hiç de zor değildir.

Yeter ki, istek ve azim olsun. Bunun için kendini maddeten ve manen hazırlayarak camiye gitmek yeterlidir. Mesela öğle namazını kıldıktan sonra ikindiye veya akşama kadar camide kalmak zor olmadığı gibi, insana bir ibadet yapma hazzı verecek ve onu zihnen ciddi olarak da rahatlatacaktır.

Dünyadan kopamayanları, dünya hep kendi peşinden koşturur. İşte i’tikâf kısa süreliğine de olsa, dünyadan uzaklaşarak kendine bir konum belirleyip, konumuna göre tavır almaktır.

Belli sürelerle insanlardan uzaklaşarak Allah’a yaklaşma formatında bir ibadet olan i’tikâf bütün din ve kültürlerde farklı şekillerde yaşanmıştır.

Kur’an’da, “İbrâhim ile İsmâil’e de: ‘Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Evimi tertemiz bulundurun!’ diye emretmiştik” (Bakara sûresi, 125) buyrulur.

Peygamber Efendimiz’in Ramazan ayının son on günü dünya ile irtibatını asgariye indirerek i’tikâfa girdiğini mü’minlerin annesi Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatır:

 

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ،
أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ الْأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللهُ
ثُمَّ اعْتَكَفَ أَزْوَاجُهُ مِنْ بَعْدِهِ

“Allah Resûlü (sas) Ramazan ayının son on gününde i’tikâfa girerdi. O bu âdetine/ibadetine ruhunun ufkuna yürüyeceği âna kadar devam etmişti. Sonra onun ardından hanımları i’tikâfa girmeye devam ettiler.” (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5)

Allah Resûlü’nün (sas) Ramazan ayının son on gününe özel bir önem verdiğini O’nu en iyi tanıyanlardan Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle dile getirir:

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ:
كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ شَدَّ مِئْزَرَهُ وَأَحْيَا لَيْلَهُ وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ.

“Resûl-i Ekrem (sas) Ramazan ayının son on gününe girildiğinde ibadet için yoğun bir gayret içine girer, gecelerini ihyâ eder ve ibadet için aile fertlerini de uyandırırdı.” (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr 5; Müslim, İ’tikâf 7)

Zamanın bir parçasını şahsî istek ve arzularından sıyrılıp sadece Allah rızasını kazanma düşüncesi ile insanlardan uzakta, Allah’a yakın bir mabedin içinde, zikir, fikir, şükür ve dua ile geçirmek, insanın dünyevi bağlardan sıyrılarak manen olgunlaşması adına en önemli vesilelerden biridir.

İ’TİKÂFIN ŞARTLARI NELERDİR?

Ramazan ayının son günlerinde uygulanan i’tikâf ibadeti müekked bir sünnet-i kifayedir. Bir yerleşim yerinde birkaç kişi yapsa, bu sünnet yerine getirilmiş olur.

Namaz için gerekli olan maddi-manevi temizlik şartları i’tikâf için de geçerlidir. İ’tikâf, bir mescidde amaçsız durmak olmadığı için i’tikâfta niyet de şarttır.

İ‘tikâfın mescidde veya mescid hükmündeki yerlerde yapılması gerekir. Tabii ki Cuma kılınan büyük camilerde i’tikâf daha faziletlidir.

Kadınların da camide i’tikâfa girmeleri gerektiği konusunda genel bir kanaat varsa da Hanefi mezhebine göre, kadınların evlerinin içinde müsait bir odayı i’tikâf mahalli yapmaları yerinde bir davranıştır.

İ‘tikâf, umumiyetle Ramazan’ın son on gününde yapılmakla birlikte itikâf için belli bir zaman zorunluluğu yoktur. Bir camide i’tikâf niyetiyle bir müddet durmak veya birkaç gün kalmak i’tikâf ibadetini yerine getirmek için yeterlidir.

Camide i‘tikâf yapan kimse abdest ve gusül gibi tabii temel ihtiyaçlarını karşılamak için dışarı çıkabilir. Kendisine yemek getirecek birileri olan kimseler yemek için de i’tikâf yerine terk edemezler.

İ’tikâfta en temel şey zarurettir. Zaruret yoksa, i’tikâf mahallinden ayrılmak i’tikâfı bozar. İ’tikâfı bozan diğer hususlar ilmihallerden öğrenilebilir.

İ’TİKÂF NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

İ‘tikâf yapan bir bir kimsenin

  1. Namaz kılmanın mekruh olmadığı vakitlerde kaza veya nafile namazlar kılması,
  2. Kur’ân okuması,
  3. Kur’ân’ı anlamasını sağlayacak tefsirlerden istifade etmesi,
  4. Bol bol tevbe-istiğfar etmesi,
  5. Dua ve niyazda bulunması,
  6. Kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde kelime-i tevhid getirip “Allahu ekber” demesi,
  7. Kur’ân’da pek çok ayette tavsiye ve emredilen tefekkürde bulunması,
  8. Ahirette kendisine bir faydası olmayacak mâlâyâni şeylerden uzak durması,
  9. İmanını takviye edecek, dinî kültürünü artıracak eserler okuması… hâsılı Allah için ayırdığı vaktini, Allah’ın hoşnut olacağı şekilde değerlendirmesi tavsiye edilir.

Manevî olarak normal bir insan ömrüne denk olan bin aydan daha hayırlı olduğu beyan edilen Kadir Gecesi’nin, Ramazan ayının son on gün içinde saklı olduğu pek çok hadiste ifade edilmiştir. Ramazan’da i’tikâf yapan kimseler, aynı zamanda Kadir Gecesi’ni bulup ihyâ etmiş olacaklardır. Evet, i’tikâfın en önemli kazanımlarından biri de Kadir Gecesi’ni yakalama imkanıdır.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.