İstemelerine rağmen Ramazan’da oruç tutamayanlar

0 1.116

OSMAN KARYAĞDI

Farklı bir atmosfere girdiklerinin farkında olarak, Ramazan’da kadın-erkek, yaşlı-genç, hatta çocuklar bile oruç tutar, bu kutlu zaman dilimini değerlendirmeye çalışırlar. Bununla beraber Ramazan’ı buruk geçirenler de her zaman için var olmuştur. Bu burukluğun sebebi, herkes oruç tutarken bazı insanların geçerli bir mazeretlerinden dolayı oruçtan mahrum kalmalarıdır.

Kur’an’da “Allah hiç kimseyi, güç ve imkânlarını aşan bir şey ile yükümlü tutmaz.” (Bakara sûresi, 286) buyurulur. Bu ayetin tefsiri de diyebileceğimiz bir hadis-i şerifte, Allah Resûlü (aleyhisselam) “Din kolaylıktır, dinde kolaylık vardır.” (Buhârî, İman 29) beyanıyla Müslümanlara rehberlik yapar. İnsanı Rabbine yaklaştıran, Rabbiyle arasındaki mesafeleri kapatan ibadetlerin hepsinde, bu ibadetleri eda etmeye engel olacak hususların bulunmaması bir esastır.

Ramazan ayında oruç tutamayan insanlar için de dinde/dinî sınırlar içinde çözümler getirilmiştir. Dinini hassasiyetle yaşayan Müslümanlar için bu konudaki alternatif çözümleri görelim:

RAMAZAN AYINDA ORUÇ TUTMAMAK İÇİN GEÇERLİ MAZERETLER

1- Yolculuk

Ramazan ayında şartlarına uygun bir yolculuğa çıkan seferî kimseler oruç tutmayabilirler. Fakat günümüzde yolculuk imkânları çok kolaylaşmıştır. Dolayısıyla yolculuğa çıkan kimselerin oruç tutmamaları caiz olsa bile tutmaları daha hayırlı, daha faziletlidir.

2- Gebelik ve Çocuk Emzirmek

Hamile veya çocuk emziren kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden, eksik beslenmeden kaynaklanan problemlerle karşılaşmaktan korkmaları durumunda Ramazan ayında oruç tutmayabilirler. Tutmadıkları oruçlarını daha sonra uygun bir zamanda kaza edebilirler.

3- İkrah/zorlama

Tehdit ettiği şeyi yapmaya gücü ve imkânı olan bir kimse tarafından, öldürme veya bedenine zarar verme hususunda tehdit edilen kimseler de oruç tutmayabilir, tutmakta oldukları oruçlarını bozabilirler. Tehdidini yerine getiremeyecek kimsenin tehdidinin bir anlamı yoktur, dolayısıyla böyle bir tehdide binaen oruç bırakılmaz. Aynı şekilde darp ve hapis gibi tehditler ile de oruç bozulmaz. Bu tür bir tehditle oruç bozulursa, keffaret değil, kaza gerekir.

4- Hastalık

Hastaya bütün ibadetlerde bazı kolaylıklar getirilir. Oruç tuttuğundan dolayı hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimseler oruç tutmayabilirler. Oruca başlamış olan hastalar için de aynı durum söz konusudur. Oruç tuttuğu takdirde hasta olacağı, işinin ehli, uzman bir doktor tarafından bildirilen kimseler de oruç tutmayabilir.

5- İhtiyarlık

Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler de Ramazan’da oruç tutmaya zorlanamaz.

Yukarıda anlatılan durumlar oruç tutmamak için geçerli birer mazerettir. Fakat Müslüman bir toplumda bu geçerli sebepler dolayısıyla oruç tutamayan kimseler, oruç tutanlara ve ramazan ayına hürmeten, oruçlarını açıktan yememeli ve toplum içinde fitneye ve kafa karışıklığına sebep olmamalıdır.

Yanında yemek yenilen insanlar da onların yemesine karşılık sabretmeleri sebebiyle uhrevi mükâfat alacaklarını düşünerek sakin olmalı, kavga çıkarmamalıdır. Zira, herkes kendi orucunun mükafatını alacağı gibi, tutmayanlar da kendi cezalarını çekeceklerdir.

Oruç tutmamak için geçerli bir mazeret sayılan durumlar ortaya çıkmasına rağmen bazen inisiyatif almak gerekebilir. Mesela, hastalar hastalıklarını artırmayacağına kanaat getirirlerse oruçlarını tutabilirler. Yolcuların oruçlarını tutmalarının faziletli olduğu bizzat oruç ayetlerinde bildirilmiştir. Mazeretleri konusunda şüphesi olan ve mazeretinden dolayı oruç tutmamayı içine sindirmeyen kimseler orucu terk etmezler.

MAZERETİ OLANLARA GETİRİLEN ÇÖZÜMLER

Hamile ve emziren kadınlar daha sonra istedikleri bir vakitte, tutamadıkları gün kadar oruç tutarlar. Oruç tutamayan yolcular daha sonra uygun bir vakitte oruçlarını tutarlar. İyileşmesi mümkün olan hastalar da oruçlarını tam olarak iyileştikten sonra tutarlar.

Yaşlılar ve iyileşmesi beklenmeyen hastalar için farklı bir çözüm olarak “fidye” vardır.

Fidye

Arapçada bir kimseyi içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmak için ödenen bedel manasına gelen fidye kelimesi, fıkıhta düşman elindeki esiri kurtarmak için verilen bedel ve bazı ibadetlerin edasında yapılan hatalara karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülük anlamında kullanılır.

Ayette, “Oruç tutmakta güçlük çekenlere (oruca zorlukla güç yetirenlere veya güç yetiremeyenlere) bir fakir doyumu kadar fidye gerekir” (Bakara sûresi, 184) buyrulmuştur. Daha sonra orucunu kaza edebileceklerin “fidye” vermesi uygun değildir. Peygamber Efendimiz ve sahabe-i kiramın uygulamaları bu şekilde olmuştur.

İyileşmesi tıbben beklenmeyen hastalar ve pir-i fâni seviyesinde elden ayaktan düşmüş ihtiyarların oruçlarını kaza etmeleri mümkün olmadığından onlar tutamadıkları her gün için fidye verirler. Böyle bir durumda olan kimseler, fidyelerini Ramazan ayının başında veya sonunda toptan verebileceği gibi Ramazan’da her gün, günlük olarak parça parça da verebilirler.

Fidyenin miktarı, ihtiyacı olan fakir bir kimsenin sabah-akşam iki öğün olmak üzere bir günlük yiyeceğidir. Bu yiyecek olarak verilebileceği gibi para veya emtia olarak da verilebilir. Fidye miktarında üst sınır yoktur. Yani zengin kimseler kendi yediklerini dikkate alarak daha fazla fidye verebilirler, hatta vermelidirler. Fidye tek bir kişiye verilebileceği gibi çok sayıda kimseye de verilebilir. Yani bir fakir bir ay boyunca doyurulabileceği gibi 30 ayrı fakir, ramazanda birer gün de doyurulabilir.

Ramazan’da oruç tutmamak için mazeret arama yerine, mazeretlere rağmen oruç tutmaya çalışmak kişinin diniyle irtibatının en kuvvetli alametlerindendir. Her ibadet aslında bize kendimizi sınamak için test alanı sağlamaktadır. Herkes bizzat kendi test sonucunu değerlendirmelidir.

Acaba imtihanı kazanıyor muyuz, yoksa kaybedenlerden mi oluyoruz?

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.