İmtihanlarla dolu bir hayata tevekkül ve teslimiyetle göğüs germek

Yaşatmadığı yokluğa çoğu zaman hizmet kardeşlerini vesile kılar Allah. Gülin Hanım onlardan gördüğü iyiliklerin de nasıl özel olduğunu vurgulamadan edemez. Kaç kez dışarıdan geldiğinde kapıda dolu market poşetleri bulmuştur mesela…
Ebru Nida Bilici

0 499

Sabah çalınan kapıyı açıp karşısında komşusu Selma Hanımı gördüğünde gözleri aydınlandı Gülin Hanım’ın. Bu dönemde kapısını çalan çok az insandan biriydi zira o. İçeri buyur edip sıcak çayından ikram edip karşılıklı hal hatır sorduktan sonra elinde tuttuğu altını uzattı Selma Hanım ve ekledi: ‘Belki ihtiyacın olur. Yanında bulunsun’.

Ahh ne çok şey geldi dilinin ucuna, ne çok şey geçti yüreğinin derinlerinden, düğümler dizildi boğazına, yaşlar hücum etti gözlerine. Hepsini uç uca ekleyip bir duanın kanadında uçurdu Rabbine, kocaman bir hamde dönüştü her şey.

Bu güzel insanı kendisine koruyucu bir melek gibi gönderen Rabbine secde etmek geçti içinden. Tek başına ne büyük sıkıntılarla pençeleşiyordu ama hiç yalnız hissetmiyordu. Çünkü Rabbi onu hiç yalnız bırakmıyordu ve yanına gönderdiği her bir insanla bunu iliklerine kadar hissettiriyordu.

 

Altüst olan hayatlar

Hazin bir hikayesi var Gülin Tuna’nın. Binlerce gönüldaşı gibi o da bir öğretmen olarak başlar kendi destanını yazmaya. ‘Ruh ikizim’ diye tanımladığı eşiyle de aynı gaye uğruna yola çıkmış insan yetiştirmenin tarifsiz lezzetine kanmış, bu uğurda hayatlarını ortaya koymuşlardır.

‘Kırk beş yaşındayım. Hala öğretmenim… Çalışma iznim olmasa da çalıştığım kurumlar kapatılsa da 25 yıllık kimya öğretmeniyim’ diyor Gülin Hanım, kendini tanıtırken.

Başka hiçbir meslek düşünmemiştir; öğretmen olayım bir sürü çocuklarım olsun gece gündüz hizmet edeyim der hep. Eşi Ahmet bey de kimya öğretmeni. Anadolu’nun birçok ilinde vazife yaparlar beraber. Yirmi beş yıllık evliler. On yıl çocukları olmaz. Öğrencilerini evlat bilirler. Sonra iki kızları olur.

Şimdi büyük olan on altı, küçüğü on bir yaşında. Türkiye’de siyasi iktidarın dershaneleri kapatarak başlattığı cadı avının hedefinde kalan binlerce mağdur aileden biridir Tuna ailesi. Daha sürecin başında ‘siz Müslüman değilsiniz’ diye başlayan taciz sözlerinden 15 Temmuz gecesi ‘terörist’ ilan edilmeye varıncaya kadar her türlü aşağılanma ve iftirayı sineye çekmek zorunda kalırlar.

Hal ve dil yoluyla çevrelerine, kendilerini yıllardan beri tanıyan bilen insanlara gerçekleri anlatmaya çalışırlar fakat bir faydası olmaz. Hedef gösterilmişlerdir bir kere, bu yüzden günlerce evden çıkamazlar. Yıllardır tanıdıkları insanların bile ne yapacaklarından emin değillerdir artık.

Derken ev baskınları, gözaltılar, tutuklamalar başlar. Tanıdığı ve tanımaktan şeref duydukları insanları ellerinde kelepçeyle görmek kahreder onları. Yüzyıl düşünseler akıllarına gelmeyecek bir garabetin içinde bulurlar kendilerini. Daha önce eğitim kurumlarına çocuklarını gönderebilmek için araya adam koyan insanların bu binaları taşlayıp levhaları indirdiklerine şahit olurlar gözyaşları içinde.

O binalar için harcanan emeklere yanar yürekleri. O binalara hayat vermek için kollardan sökülen bilezikler, satılan arabalar gelir akıllarına. Ama bunlar da yaşanacakmış demek diyerek katlanırlar başlarına gelene… Hüzün günleri başlar…

 

Hastalık haberi kavuşma sevincini baltalar

Darbe tiyatrosundan kısa bir süre sonra evlerine baskın yapılır ve Gülin Hanım’ın eşini gözaltına alırlar ilk olarak. Kısa süre önce daha yeni çocukları olmuş olan bir başka öğretmen arkadaşlarının acısı yüreklerini kanatırken eşinin üzüntüsü eklenir buna. Yüzde altmış yedi engelli olduğu halde üç buçuk ay yatırıp altı yıl üç ay cezayla tahliye ederler Ahmet beyi.

Tam kavuştuklarına sevinirken daha acı bir olay yaşanır ailede. Eşinin gelişinden 25 gün sonra Gülin Hanım rahatsızlanır. Aileyi sarsan bir teşhis dökülür doktorların dilinden. Karaciğer kolon kanseri tanısı ile başlayan yeni süreçte uzun ve yorucu günler onları beklemektedir.

Demir parmaklıkların bu tarafına geçtikten sonra henüz dinlenemeyen eşi kemoterapiler ve hastaneler sürecinde Gülin hanımın yanında olur. Bunlar yetmez yemek, temizlik ütü ve çocukların bakımı gibi işleri de üstlenir, hem de hiç şikayet etmeden. Tedaviler yeterli olmayınca doktorlar ameliyata karar verir, bunun için Ankara’ya giderler. Onlar ameliyatla uğraşırken polisler bu kez de Gülin Hanım için eve girer ve arama yaparlar.

Üç ay evlerine dönemeyen aile farklı yerlerde yaşamak zorunda kalır. Serumları, ilaçları evde alır Gülin Hanım, çünkü hastaneye kalması demek sorgusuz sualsiz hapse atılmak demektir. Yüzlerce insanın tedaviydi doğumdu demeden hapse atıldığı günlerde tedavisinin yarıda kalmaması adına bunu yapmak zorundadırlar. Ama bu durum da sürdürülebilir bir şey olmadığı için sonunda savcıya gidip durumu izah ederler. Merhametli birine denk gelirler ve evlerine dönmelerine izin verilir.

 

İmtihanlar zincirine yeni bir halka: Ayrılık

Bu arada eşinin cezası onanınca ciddi kararlar almak zorunda kalırlar ve en azından onun yurt dışına gitmesini kararlaştırırlar. Çok zor olsa da eşini bu tedavi sürecinde bırakıp gitmek zorunda kalan Ahmet Bey yurt dışına çıkar. Onun gidişiyle çocuklar ve onların sorumlulukları dahil her şey Gülin hanımın omuzlarına kalır yeniden.

Çocuklarına bir şey hissettirmemeye çalışarak onlarla hayatına devam eder. Ancak hastalığı da farklı yan rahatsızlıklarla ilerlemektedir. Bir yıl kadar sonra yeni bir kararla çocukları da babalarının yanına göndermeye karar verirler. Gülin hanım kızlarının kendi durumundan etkilenmesini istemediği ve eğitimlerinin devam edebilmesi için bu güçlüğe katlanır.

Evde yapayalnız kalmıştır artık Gülin Hanım ama ‘Haya ederim yalnızım demeye. Rabbim benimle.’ diyerek sıkıntılarını göğüslemeye çalışır. Kemoterapiden çıktığı ve konuşacak mecalinin dahi olmadığı bir gün yapılan kendi mahkemesinde hakim altı yıl üç ay da Gülin Hanım için takdir eder. Avukatı yurt dışında tedavi olması gerektiğini belirttiği halde yurt dışı yasağını kaldırtamaz. Allah’a havale edip oradan ayrılır Gülin Hanım.

Eşinden ayrı on sekiz, kızlarından ayrı altı ay geçmiştir. Özlemleri içinde büyüse de onlarla yapacağı şeyleri hayal ederek günlerini geçirmekte bugün. Çocuklar açısından çok zor denebilecek süreçler geçirmişlerdir. Hatta büyük kızı annesini bırakıp gitmek istemez ama onların iyiliği için bu yalnızlığı tercih eder Gülin Hanım gözyaşlarını içine akıtarak.

Bu acı dolu günlerde teselli bulduğu tek şey ailelerinden olumsuz bir tepki almamış olmaları. Eşinin vefat etmiş ebeveyni için ‘Bugünleri görseler yürekleri zaten dayanmazdı’ diyen Gülin Hanım’ın kendi anne babası da yıllar önce boşanmış, şimdi ikisinin de kendi aileleri var ve onlarla meşguller.

 

Tek başına ama yalnız değil

Bu süreçte kendisine sorulan ‘Bir şeye ihtiyacın var mı?’ sorusuna çok içerleyen Gülin Hanım bu soruya evet cevabı vermesini nasıl bekleyebildiklerine şaşıyor. Elinde bir küçük poşetle gelmeyip yarım ağız o soruyu soranlara da kırgın. Ama ‘Anladım ki Rabbim bana onların bir şeyini nasip etmeyecek’ diyerek Allah’ın ona verdiği mesajı tefekkür ediyor; ‘Rabbim bana diyor ki kulum Ben varım, benden iste, başkasından isteme!’ Bunu iliklerine kadar yaşayan Gülin Hanım ne zaman sıkışsa akşamına bir el yardıma koşar. Rabbimiz ona hiç yokluk yaşatmaz.

Yaşatmadığı yokluğa çoğu zaman hizmet kardeşlerini vesile kılar Allah. Gülin Hanım onlardan gördüğü iyiliklerin de nasıl özel olduğunu vurgulamadan edemez. Kaç kez dışardan geldiğinde kapıda dolu market poşetleri bulmuştur mesela… Kimin bıraktığı belli değil. Daha çocuklar babalarının yanına gitmemişken onları götürüp okul ihtiyaçlarını karşılayan mı istersiniz, Gülin hanım hasta yatarken nöbetleşip yemeğini temizliğini yapan mı, çocukları okula götürüp getiren mi…

Bunların hepsi gönül kardeşliğinin biyolojik kardeşliğin önüne geçtiğinin göstergesidir onun için. Yine anne babasına bildirmeyip Ankara’da girdiği ameliyatında da başında bekleyen gözleri sadece yüzde on görebilen hizmet arkadaşıdır. O haliyle bile Gülin Hanım’a bebekler gibi bakan arkadaşı hiç uyumadan sabahlara kadar başında Kur’an okuyup dua etmiştir. ‘Bana başımda ah vah eden insanlar lazım değil. Benim olaylara bakışım farklı’ diyen Gülin hanım Rabbinden gelen bu derdin dermanının da O’ndan geleceğine iman etmiş. İşin ilginci hastane dönüşü anne babası onun ameliyat olduğunu bile fark etmemiştir, o da söylememeyi tercih eder. Çünkü o Rabbinin onu anne babasına dahi bırakmadığını düşünmekte.

 

Dostların vefası

Allah, Gülin Hanım’a öyle güzel dostlar gönderir ki… Bunlardan biri de Esma Hanımdır. ‘Herkesin yardımına koşardı’ diyor Gülin Hanım onun için. ‘Özel ders verir parasını ihtiyaç sahiplerine ulaştırırdı. İşten çıkınca yemek yapar bana getirirdi. Canın sıkılmıştır deyip onca işin arasında beni gezmeye çıkarırdı. Çok inceydi. 17 yıldan sonra bir kızı olmuştu. Eşim hapisteyken o çocuk benimkilerin yanında baba dese çok kızardı. Benimkilerin babaları yok hatırlayıp üzülürler, diye. Bana ne üzülürdü. Duydum ki hastalanmış. Ben gibi. Ağrıları vardı. Hiç iyi olmadı. Yedi ay sonra vefat etti. Güzel kardeşim hep tedirgin yaşadı; geldiler, gelecekler, beni de alacaklar diye. Rabbim şehitler zümresine katsın.’

Bu süreçte kendisi gibi gözaltına alınan, emniyete götürülen, tutuklanan arkadaşları Hülya, Fatma ve Gülcan Hanımları da anmadan geçemez Gülin hanım. ‘Herkes giderken Allah’ım ne olur bizi kimsenin hakkına girdirme diye dua ediyordu. Koca koca insanlara ibret olsunlar. Benim böyle güzel kardeşlerim var.’ diyen Gülin Hanım ‘ailelerimiz beni üzdüğünde bakıyorum bu kardeşlerim bana sekine veriyor.’ sözleriyle teselli buluyor.

Gülin Hanım o güzel insanları şu unutulmaz hatıralarıyla anıyor: ‘Mesela biliyorum arkadaşın çok ihtiyacı var. Beni ziyarete gelmişler. Gittiklerinde bir kenara bırakılmış para buluyorum. Bir başkasına ‘ihtiyacım yok!’ dediğimde koskoca adam ağlamaklı ‘abla bana neden ensar olma fırsatı vermiyorsun’ diyor.’ Bu kardeşler öyle bir destansı hayat yaşıyorlar ki tarih hangisini yazsın?’

 

Kızlarımı yeni hayatlarına hazırlamaya çalıştım

Kızlarını babalarının yanına göndermeden aylar önce konuşarak onları hazırlamaya çalışır Gülin Hanım. Orada yaşayabilecekleri zorlukları, arkadaşsız kalabileceklerini, okula geriden başlayacaklarını dili döndüğünce anlatmaya çalışır. Büyük kızına küçük kardeşini ve babasını emanet eder. Ufak tefek yemek yapmayı öğretir. Ve omzunda onca sorumlulukla gönderir.

Giderken polisin çıkardığı zorluk ve nerdeyse uçağı kaçırmalarına sebep olacak kadar soruşturması hem Gülin hanımı hem çocukları çok korkutur ve üzer ama sonuçta çocuklar gitmeyi başarır. Onların gidişinden sonra evinde yalnız kalan ve kızlarının odasına bile giremeyen Gülin Hanım kızlarıyla durumunu ve özlemlerini pek konuşamaz ama arkadaşlarından onların annelerini ne kadar özlediğini ve özellikle büyük kızının kendi durumundan haberdar olduğunu öğrenir.

Dualarında Rabbinden hep hizmet istediğini söyleyen Gülin Hanım bu süreçte hizmet olmazsa hayatın, yaşamanın anlamı olmadığını anlamıştır. Hastalığı dördüncü evrede olsa da o ümidini hiç kaybetmez. Ailesine kavuşup onlarla güzel günleri yaşarken dolu dolu hizmet etmeyi hayâl etmekte halâ. Yeterince bahanesi olsa da evine kapanıp hastalığını kendi başına yaşamayı değil arkadaşlarını ziyaret edip onlara moral vermeyi tercih etmekte ve ‘Belki bir derde derman olamam ama bakış açılarını değiştirebilirim’ diye düşünmekte.

Hayatından ‘Neden?’ ve ‘Niçin?’ sorularını çıkaran Gülin hanım Allah’tan gelene razı olmanın kula ne büyük rahatlık ve huzur verdiğini anlatmaya çalışmakta ve elindekilerin değerini bilmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. ‘Hala yaşıyorsak zamanın, nefes alabiliyorsak sağlığın, gençliğin, rükuya varabilmenin, secde edebilmenin kıymetini bilmeli’ diyor.

Gülin Hanım’ın yaşadıkları kadar yaşadıklarından aldığı dersler de çok kıymetli. Onun tecrübelerinden ve teslimiyetinden süzülen bu altın tavsiyelere teşekkür için yapabileceğimiz en güzel şey ona dualarımızda yer vermek sanırım.

Ne dersiniz?

80%
Awesome
  • Design
Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.