İki inatçı bal arısı

0 276
MASAL | EYLÜL KARADAĞ

İki inatçı arı bahçenin üzerinde geziniyordu. Rengârenk güller, laleler, papatyalar, gelincikler, menekşeler günlerdir onları bekliyordu.

Çiçekler bal özlerini bir an önce boşaltmak istiyordu. Hem ağırlıklarından kurtulacak hem de kendilerini yetiştiren insanlara faydalı olacaklardı.

İnatçı arılar, koskoca bahçenin onca güzel çiçeğinden hangisine konacaklarını şaşırdı. Bir o çiçeğe bir bu çiçeğe derken üzerine konmadıkları çiçek kalmadı.

Sonunda bahçenin en alımlı çiçeği olan güle ikisi de aynı anda kondu. Gülün üzerinde itişip kakışmaya başladılar. Önce ben geldim, sonra sen geldin kavgasına tutuştular.

İkisi de öyle inat ediyordu ki sanki bahçede başka çiçek kalmamıştı. Onların vız vız kavgası bahçenin her yerinde yankılandı. Çiçekler ve böcekler kulak kesilip onların kavgasını seyretmeye koyuldu. Arılar ise gülün üzerinde inat ediyor, itişip kakışmaya devam ediyordu.

Bu arada arıların yanına bir kelebek geldi. Kanatları rengârenk, hareketleri çok nazikti. İnatçı arılara onca güzel çiçek varken kavga etmelerinin gereksiz olduğunu söyledi.

Arılardan biri şöyle bir baktı kelebeğe sonra burun kıvırıp geri döndü. Kavgasına olanca hızıyla devam etti. Öteki zaten hiç duymadı kelebeği.

Az sonra bir uğur böceği geldi arıların yanına. Nokta nokta benekleriyle çok güzeldi. O da kibar bir ses tonuyla bu kavganın ne kadar anlamsız olduğunu söyledi.

Ardından bir karga gülüp geçti hallerine. Bir serçe de çok komik buldu onların kavgalarını. Güngörmüş bir arı bu kavganın her ikisine de zarar verdiğini söyledi.

İnatçı arılar ne güngörmüş arıyı dinledi, ne uğur böceğini. Ne kelebeğin konuşması fayda etti ne de kuşların gülüşmesi… Komik duruma düşmeleri, zarar görmeleri bile umurlarında değildi.

Bahçenin bütün ağaçları da seyrediyordu arıları. Selvi ağacı dayanamadı, bir ara rüzgârla fısıldaşmaya başladı. Onları duyan salkım söğüt de kulak kesildi.

Rüzgârın oyununa o da seve seve katıldı.
Rüzgâr bir esti, bir esti. Salkım söğütler dallarını bir oraya bir buraya savurdu. Selvinin hışırtısı, rüzgârın uğultusu derken yerinde durana aşk olsun!

İki inatçı arı da önce sıkıca tutundu güle. Sonra ikisi de bahçenin ayrı ayrı köşelerine savruldu. İkisi de bir kuytu köşede rüzgârın dinmesini beklerken çiçekler yere yatıp yatıp kalkıyordu.

Arılar ortalık sakinleşince önce güle kondular. Gül, boşuna gelmeyin, bal özüm yerlere saçıldı, dedi.

Gülün yanından elleri boş ayrılırken biri menekşeye vardı, diğeri papatyaya… Onlardan da elleri boş döndüler. Meğer rüzgâr onların da bal özlerini devirivermiş toprağa.

O gün hangi çiçeğe konsalar değişen bir şey olmadı. İşte o zaman inat etmenin ne kadar anlamsız olduğunu anladılar. Ama iş işten geçmişti.

Şimdi daha uzak bahçelere gidip daha çok yorularak bal özü arayacaklardı. Bir de bulamazlarsa hem aç kalacak hem de kovana elleri boş döneceklerdi.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.