Evinizde bir meşale yakın!

Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki, çağın yalan ve yanlış düşüncelerine karşı mücadelede son ve muhkem kale olan aile müessesesinde kaybedilen bir davanın başka bir yerde kazanılması mümkün değildir.
Hamide Sarı

0 84

Aile hanesi hürriyetin son kalesidir. Ferdin kendisine ait duygu ve düşünceyi hayata geçirebileceği en özgür ortam kendi evidir. Bundandır ki, Hz. Musa ve Harun’a Firavun’un baskı ve zulümlerine karşılık, Mısır’da “evler edinmeleri” emredilmiştir.

Böylece hakim otoritenin her türlü tazyik ve sindirme hareketine rağmen ev ortamı, dinî duygu ve düşüncenin yaşanabileceği bir zemin oluşturmaktadır.

Ancak önemli olan böyle bir nimetin farkında olmak, “hane”yi cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirebilmektir. O zaman göreceksiniz ki, her tarafı günahlarla çevrili bir asırda bile sizin haneniz karanlıklar ortasında ışıktan bir ada gibi, hem kendi sakinlerini, hem de çevresini aydınlatıp durmaktadır.

Bu noktada Allah Resulü’nün (s.a.s.) tavsiye ve ikazları ne kadar da önem taşımaktadır. Mesela o bir seferinde ashabına şöyle bir uyarıda bulunacaktır: “Ey insanlar! Nafile namazlarınızı evlerinizde kılın. En hayırlı namaz farzlar dışında kişinin kendi evinde kıldığı namazdır.”

Aynı muhtevada olan bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyuracaktır: “(Farz dışında) bir kısım namazlarınızı evlerinizde kılın. (Namaz kılmamak suretiyle) hanelerinizi kabirlere çevirmeyin.”

Evet, evin ev olması, mamur hale gelmesi; orada kılınacak namaz, okunacak Kur’an, yapılacak zikir ve dua ile mümkündür.

İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (s.a.s.) ideal ev adına resmettiği şu tablo da ne kadar hoş, ne kadar latiftir: “Allah (c.c.) merhametle muamele buyursun o adama ki, geceleyin kalkıp ibadet eder ve hanımını uyandırır. Eğer o kalkmak istemezse yüzüne su serper. Aynı şekilde Cenab-ı Hak merhametle muamele buyursun o kadına ki, geceleyin kalkıp namaz kılar ve kocasını uyandırır. Uyanmak istemediği takdirde de yüzüne su serper.”

Sözün bu noktasında konuyu asıl söylemek istediğimiz hususa getirmek istiyoruz: Malum ve herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ki, bugün kendimize ait değerleri hayatımıza hayat kılamıyoruz. Yitirdiğimiz cennetin farkındayız ve onu arıyoruz. Ama şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki, çağın yalan ve yanlış düşüncelerine karşı mücadelede son ve muhkem kale olan aile müessesesinde kaybedilen bir davanın başka bir yerde kazanılması mümkün değildir.

İyisi mi gelin, bile bile kendimizi aldatmayalım. Evimizde kaybettiğimiz kıymetli mücevherleri sokakta aramayalım. Unutmayalım ki, “yitik cennet” içimizde, kalbimizin derinliklerinde.. odamızda serili şu seccadenin büyülü ikliminde.. baş ucumuza sıra sıra dizdiğimiz şu pırlanta kitaplarda.. az ötede her haliyle şefkat ve ilgi beklediği anlaşılan masum evlatlarımızla masumane sohbet etmede.. hasılı her köşe bucağına kendi irademizi hakim kılabileceğimiz aile yuvamızda kendimize ait bir dünya oluşturmada.

 

İnternet başında saatlerimizi tüketmemeliyiz!

Esasında müminin kahvehane hayatı yoktur, olamaz; ama ondan da önemlisi müminin, televizyon veya internet başında saatlerini tüketerek evini kahvehaneye çevirmemesidir.

O sıcak yuva, gün boyunca şurada burada zihnimize ulaşan kötü duygu ve tutkulardan arınma kurnası, fikrî istikametimizi koruma adına kendimize ait kaynakları okuyup tefekkür edebileceğimiz bir okul ve kalbî-ruhî hayatımızı gönlümüzce yaşayabileceğimiz mabedleşen bir mekan olmalıdır.

O zaman göreceksiniz ki, her hanede yakılan meşale ile karanlıklar boğulacak, çözülemeyen problemler birer birer çözüme kavuşacak, insanımızın içinde oluşan o ürpertici ve derin boşluk iman ve imanın getirdikleriyle zümrüt tepelere dönüşecek ve gerçek mutluluk ve huzuru tâ iliklerimize kadar hissedeceğiz.

Ne dersiniz, denemeye değmez mi!..

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.