Eşini kalbinle tut

İnsan eşiyle bir meseleyi konuflup de€erlendirirken ses tonunu ayarlamalıdır. Bağırman›n iletiflim değeri olmadğını bilmelidir. Kavga eder gibi değil sevgi, şefkat ve merhametin hâkim olduğu bir ses tonu ve üslubuyla konuflmal›ıdır.Bağırııp çağırarak karşı tarafla asla iletiflim kuramayacağını unutmamalıdır.

0 66

Pdg. Dilara Akman

Genel olarak iletişim, bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma süreci şeklinde tanımlanır. Aile içi iletişim deyince kastedilen “aile üyelerinin birbirleriyle olan etkileşimleridir.” İnsan iletişiminin temeli dil, özellikle de konuşmadır. Canlılar arasında konuşabilen düşüncelerini söze dökebilen tek varlık insandır. Hitap çiçeği insanda açmıştır. Allah insanı yaratmış ve onu beyan kabiliyetiyle donatmıştır. İnsana bahşedilen bu özellik onun sahip kılındığı en önemli nimetlerden birisidir.

Konuşarak gerçekleştirdiğimiz sözlü iletişim “dil” ve “dil ötesi” olmak üzere iki alt sınıfa ayrılmaktadır. İnsanların karşılıklı konuşmalarını ve yazışmalarını dille iletişim kabul edebiliriz. Dille iletişimde kişiler düşündüklerini ve ürettikleri bilgileri birbirlerine ileterek anlamlandırırlar.

Dil ötesi iletişim ise konuşmada sesin niteliği ile ilgilidir; ses tonu, sesin hızı, şiddeti, hangi kelimelerin vurgulandığı, duraklamalar ve benzeri özellikler, dil ötesi iletişim sayılır. Dille iletişimde kişilerin “ne söyledikleri”, dil ötesi iletişimde ise “nasıl söyledikleri” önemlidir. Bu ayrımı sözel ve sözsüz iletişim terimleriyle de adlandırabiliriz. Sözel iletişim daha çok düşüncelerin, sözsüz iletişim de duyguların aktarımında önemli bir yere sahiptir. Bu açıdan baktığımızda karşılıklı konuşurken konuştuğumuz şeyden daha çok önemli olan şey nasıl konuştuğumuz meselesidir.

Evet konuşmak önemlidir fakat en az onun kadar önemli olan bir şey daha vardır o da nasıl konuştuğumuzdur. Şayet konuşurken ses tonumuzu yükseltiyor adeta bağırarak konuşuyorsak böyle bir yöntemle muhatabımızla iletişim kurmamız mümkün değildir. Zira bizim ses tonumuzun yükselmesi muhatabımızı gerecek ve onun da ses tonunun yükselmesine sebebiyet verecektir. Karşılıklı ses kontrollerinin kaybolması beraberinde ardı arkası kesilmeyecek tartışmalara kapı açacaktır. Dolayısıyla yuvalarımızda sağlıklı iletişimin ilk düşmanı yükselen ses tonları olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Üç türlü iletişim yöntemi var

İnsanlar yaratılış fıtratlarına, almış oldukları eğitime, kültürel değerlerine ve çevre şartlarına göre farklı iletişim çeşitlerini değişik oranlarda kullanırlar. Ailedeki iletişim yöntemlerini; sözlü iletişim, duygusal iletişim ve beden dili ile olan iletişim olmak üzere üç isim altında inceleyebiliriz.

Araştırmalara göre insanların, iletişimin %50’sini beden dili, %20’sini jest ve mimikler, %30’unu da sözel iletişim yöntemlerini kullanarak anlaştıkları görülmüştür. Bu oranlara bakıldığında, insanların birbirleriyle daha iyi anlaşabilmeleri için beden dilinin çok büyük önem arz ettiği görülür. Sözlü iletişimde daha çok bilgi aktarımı yapılır. Beden dilinde ise duygular ifade edilir. Aile içindeki tartışmalar da, genellikle eşlerin birbirlerinin beden dilini bilememelerinden kaynaklanır.

İnsanlar duygu ve düşüncelerini “hal dili” dediğimiz beden dilleriyle ifade ederler. 1990’lı yıllarda yapılan araştırmalarda, insanların anlaşmalarında sözlü iletişime göre hal dilinin %70 oranında etkili olduğu belirtilmiştir.

Aslında insanlar arasında iletişim çeşitlerini birebir ayırmak doğru değildir. Her insanda sözlü iletişim, duygusal iletişim ve beden dili ile olan iletişim farklı oranlarda gerçekleşebilir. İletişim çeşitleri arasında, her ne kadar yukarıda biz belirli rakamlar kullanmış olsak da, kesin rakamlar vermek, kişilere göre değişeceği için doğru olmaz.

Çatışmalı iletişim üslubundan uzak durmalı

Bu iletişim türünde daha çok bilgi aktarımı yapılır. “Hayvanlar koklaşa-koklaşa insanlar konuşa-konuşa anlaşır.” demiş atalarımız. Konuşma dili kişinin karakterini, kişiliğini ve hayata bakış açısını etkiler.

Sağlıklı iletişimi gerçekleştirenler, eşlerine seçenek sunarlar ve birbirlerinin fikirlerine saygı duyarlar. Bazen de eşler, çatışmalı iletişim üslubunu kullanırlar. Her iki taraf da kendi doğruları üzerinden baskıcı bir üslupla veya tartışarak anlaşmaya çalışırlar. Kimi eşler de birbirlerine karşı susmayı tercih eder. Eşlerden biri öfkeliyken diğerinin susması doğru bir davranıştır. Ancak bazıları, eşini yok sayarak, eşinin tepkilerini görmezden gelerek iletişimsizlik yolunu seçerler. Çatışmalı iletişim bile, bu üçüncü yoldan daha iyidir.

Sözlü iletişim konusunda yapılan araştırmalar, kadınların erkeklere oranla gün içinde daha çok kelime kullandıklarını göstermektedir. (Bir günde ortalama, kadınların 24 bin, erkeklerin 12 bin kelime kullandıkları gözlenmiştir.)

Özellikle ev hanımları gün içinde kullanamadığı kelimeleri, akşam evine gelen eşiyle bir şeyler paylaşarak kullanmak ister. Erkeğin, iş yerinde kapasitesindeki tüm kelimeleri kullanması, akşam evde yorgun olması ve eşini dinleyecek enerjisinin kalmaması, dolayısıyla da eşini dinleyememesi sonucunu doğurabilir. Bu durumda hanımefendide, “Eşim artık beni sevmiyor mu? Yoksa başka biriyle mi beraber?” şeklinde düşüncelerin oluşmasına sebep olabilir.

Aslında durum, eşinin kendisini sevmeyişinden değil, yorgun olmasından ve gün içinde kendi kelimelerini kullanıp tüketmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda erkekler de iş nedeniyle eşlerini dinleyecek zaman bulamıyorlarsa, onları dırdırcılıkla suçlamamalıdır.

Çalışmayan bayanlar, diğer ev hanımlarıyla çeşitli günler, sohbet programları düzenleyebilirler; böyle ortamlarda kendilerini ifade ederek, mevcut kelime kapasitelerini kullanabilirler. Sözlü iletişim açısından; erkeklerin erkeklerle, bayanların da bayanlarla daha iyi ve kalıcı iletişim kurdukları, yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır.

Ne dediğini bilen eşler, bu iletişimi iyi kullanarak yuvalarının sıcaklığını artırabilirler. Tek taraflı olmadan ya da birbirlerine üstünlük kurmadan anlaşmaya çalışanlar mutlu olurlar.

“Dediğim dedik, çaldığım düdük.” kabilinden bencil düşünerek, “başa kakarak, akıl vererek, nutuk atarak” veya “Benim dediğim olsun, ben böyle düşündüğüm için doğru budur.” diyerek iletişim kurulamaz. Kişinin karşısındaki insanı hiçe sayması, onu kontrol altına almaya çalışması

ve eşini, kullandığı bir eşya gibi görmesi sonucunda yaptığı öğütler, konuşmalar, aslında bir iletişimsizliktir.

Bu tür insanlar kendi evlerinde terör estirerek, narsis bireylerin yetişmesine sebep olurlar. Bu şekilde düşünenlerin öğütleri kişide fazla etki de bırakmaz.

Sağlıklı iletişim; birbirlerinin fikirlerine değer veren, eşinin değerli olduğu hissini oluşturmak için bazen kendi düşüncelerinden vazgeçen, tevazuu gösteren, bencil olmayan ve aile içindeki diğer kişilerle istişare etmeyi şiar edinen eşlerin yaşadığı ailelerde gerçekleşir.

Eşler arasında duygusal iletişim nasıl olmalı?

Bu iletişim türünde duygu dili ön plandadır. Duygu aktarımı konusunda, kadınların ve erkeklerin duygularını nasıl aktaracağı toplumumuzda çok iyi bilinmez.

Erkekler, kendilerini kötü hissedince susarak düşünürler. Zihinsel olarak üzüldükleri konu hakkında çözüm üretmek için kendi sığınaklarına çekilirler. Yüce Allah erkekleri bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Oysa kadın kendisini kötü hissettiğinde, problemini paylaşarak çözmeye yönelir. O, erkekler gibi düşünerek çözüm üretemez. Problemini en yakınıyla paylaşmak ister, anlatarak üzüntüsünden kurtulmaya çalışır.

Bazı erkekler, kadının bu yaratılış fıtratını bilmedikleri için sözlü iletişimde olduğu gibi, yine kadını dırdırcılıkla suçlarlar. Oysa işin özü şudur ki; kadın, kafasına taktığı bir konuyu çözemediği için, eşiyle konuşma ihtiyacı duymaktadır.

Bazen erkek, eşinin problemini can kulağıyla dinleyince bu, problemin çözümü için yeterli olmaktadır. Birçok kadın da, üzüldüğü bir meseleyi beyine anlatıp rahatlayınca, kendisi de şaşırarak “Ben akşama kadar bu basit mesele için mi kendimi üzmüşüm.” diyebilmektedir. Duygusal iletişimde, problemin çözümü için fikir üretmekten ziyade, karşısındakine “anlaşıldım” duygusunun verilmesi genellikle çözüm için yeterli olur.

Bu noktada, kadının konuşma ihtiyacını erkek yanlış anlamamalı, erkeğin susmasını da kadın yanlış anlayıp bundan “Eşim beni sevmiyor.” yorumu çıkarmamalıdır.

İnsanlar çevrelerinde gerçekleşen her olaydan duygusal olarak etkilenir. Bir ilkbahar mevsiminde, cıvıldaşan kuşlar eşliğinde bir kır gezisi hayali, her insanın üzerinde tatlı, huzurlu ve gülümseten bir etki bırakır. Ancak dondurucu soğukta titreyen bir çocuk hayali insanı üzer.

İnsanın fizyolojik yapısı; tabiatla, yaşadığı ortamla, kendisinin dışındaki diğer canlılarla ve etrafında oluşan olaylarla doğrudan bağlantılıdır. Betonlaştırılmış şehir hayatları; sıcaklığı alınmış, ruhsuz, soğuk evlere benziyor. Oysa insanın gözleri; ağacı, taşları, yaratılan doğal renkleri ve toprağı görmeli. Ve insan; elleriyle, ayaklarıyla toprağa dokunmalı.

İnsan, duygularıyla yaşar. Bu duyguları; sevgi, saygı, nefret, acıma, güven, sevinç ve üzülme olarak sayabiliriz. Eşinden sevgi yerine nefret duygusu gören bir erkeğin evinde mutlu olması beklenemez. Bir anne, çocuğuna yüreğinden fırlayan bir bakışla bakar ve bu dünyada en büyük mutluluğu tadar.

Evlilik hayatında duygusal iletişim, bazen küçücük ayrıntılarla gerçekleştirilir. Misal; eşine evlilik yıl dönümünde bir ‘gül’ alarak takdim etmek, saatlerce “Seni seviyorum.” demekten daha etkili olur.

Eşler evlerinde duygusal iletişimi verimli gerçekleştirerek morallerini en üst seviyede tutabilirler ve huzurlu aile yuvaları oluşturabilirler. Atalarımız “Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya da baş.” demişler. Gönül insanı olmak; anlayışlı olmayı, affetmeyi, hataları görmemeyi, sevinçleri paylaşarak çoğaltmayı ve üzüntüleri paylaşarak azaltmayı gerektirir.

Sevgi, emek ister

Mutlu bir evliliğin anahtarında hoşgörü, karşılıklı saygı ve sevgi en önemlisi kırıcı olmayıp karşısındakini anlayan bir üslup yaklaşımı vardır. Bu şekilde mecburiyet hissi uyandıran bir evlilik değil, iyi ve mutlu hissedilen, ortak paydalarda buluşulan bir evlilik ortaya çıkar.

Sağlıklı ve mutlu aile ilişkilerinde sorumluluk duygusu gelişmiştir. Yetiştirilme tarzından dolayı bilemediklerinin olduğunun peşinen bilincindedirler. Kadınların ne beklediğini ve erkeklerin ne beklediğini iyi anlamışlardır.

Böylesi bir evlilikte empati ve dinlemenin öncelik kazandığı bir diyalog vardır. Konuşulmadığı için devleşen sorunlar, pozitif bir iletişimle çözülmüştür. Eşler birbirini önemser, değer verir. Bazen de kırmızı güller ve arasına sıkıştırılan şiirimsi mısralar…

Kendin gibi gel bana, bende olduğun kadar, kırılman acıtsa da canımı, hiç olmadığın kadar sevdan esir alsa da mısralarımı, fazlasını istemem. Kendin gibi gel bana, bende sen hep umut, beni kalbinde tut.

Bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasında ince fark vardır. Kalbin rotası bu ayrımı iyi yapar. Bunun için diyoruz ki, eşini kalbinle tut…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.