Emanet palto

0 1.882

76 yılının son ayında, Toroslarda bir dağ köyünde memuriyet hakkı kazanan bir delikanlı hevesle çıktığı yolculuktan boynu bükük döner. Ankara’dan başka birisi, nasıl olduğu anlaşılamayan bir sebeple, köydeki o kontenjana kendi tayinini çıkartmıştır. Ne yapacağını düşünürken, bir yakınının tavsiyesi ve teşviki ile vilayetlerinden bir devlet bakanının kapısını çalmak ve halini arz etmek için Ankara yollarına düşer.

Ankara yollarını anlatmadan evvel, tayininin çıktığı ama göreve başlayamadığı köy yollarını anlatmak icap eder. İlçeye kadar, bulabilirseniz bir “ciple” gidersiniz, ama sonrasındaki yolun ne kadar süreceği ayaklarınızdaki takate bağlıdır. Hele de kış günü en az bir metre karla mücadele etmek zorundasınızdır.

Yalnızsanız, yoldaşınız keskin rüzgâr sesi ve kurt ulumalarıdır. Ölseniz, ölünüzün bulunamayacağı bir vadide saatlerce yürüyerek ulaşabileceğiniz o köy, o delikanlının hakkıdır ve hakkını aramak için elinde bir mektup, içinde bir heyecanla Ankara’ya gider.

Ankara’nın kışı serttir. Adana’dan gelen bir delikanlı için çok daha hırçındır. Kış günü üşümemek için kendisinden evvel memuriyete başlamış bir arkadaşından emanet bir palto alır.

Ayakkabıları kendisinindir ama Ankara’da dokunduğu ilk ıslaklığı çeker içine. Yağan sulu kardan tamamen ıslanmış ayakkabılar ve emanet paltoyla meclise ulaşır, bakanın odasına varır. Bir süre bekledikten sonra bakanın yanına girer. İçeri girmeden ıslak paltoyu çıkarıp, portmantoya asar ve sonra bütün garibanlığıyla derdini anlatır bakana. Bakan, durumu dinleyince delikanlıya hak verir ve işlemlerinin derhal yapılması için bir telefon açar. Gönül huzuru içinde memleketine dönmesini, bir ay içinde evrakların kendisine ulaşacağını ve mesleğe başlayabileceğini söyler.

Delikanlı, bakandan tayininin nereye yapılmasını isterse oraya yapılacağını bildiği halde, şehir merkezinde bir yer değil de o dağ köyünü ister. Orası onun hakkıdır, hakkından fazlasını veya başkasını istemek aklının ucundan bile geçmez.

Bakanın odasından derdini anlatabilmiş ve daha da güzeli derdine bir çare bulabilmiş olmanın neşesiyle çıkan delikanlı, arkadaşının emaneti olan paltoyu astığı yerden alıp Ankara’da o akşam kalacak bir yer bulabilmek için meclisten ayrılacakken, önüne bir mani çıkar. Palto yerinde değildir. Kış günü üşümek bir dert, emanete sahip çıkamamak başka bir dert… Endişeyle etrafa bakınırken, vekil odasının görevlisine sorar paltoyu. “Haaa şu palto mu! Valla ben onu çöpe attım.” der görevli, gayet olağan bir şey yapmış gibi. Zira palto öyle eski ve öyle yıpranmıştır ki; olsa olsa çöpe atılması için oraya bırakılmış olabilir diye düşünmüştür adam.

Çöp kutusundan aldığı paltoyu sırtına geçirir ve soğuk Ankara akşamında konaklayacak bir yer bulabilmek için bir arkadaşının selamıyla başka bir kapıyı çalar delikanlı.

Delikanlının sımsıkı sarıldığı emanet, kıymet bilmeyenlerin gözünde çöpe atılmaya layık olabilir. Olsun… O, onunla yol arkadaşlığı yaptı, soğuktan korudu titreyen vücudunu, sırdaşı oldu. Ne yapalım ki ne delikanlının fiyakası iyiydi ne sırtındaki palto göz alıcıydı ama o, hakkı olandan başkasına el uzatmadı. Başka bir âlemde aynaları kendisine hayran eden bir paltosu olur belki…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.