Efendimiz (s.a.s.), gençlerle geleceğe yürümüştür

Bir muallim olarak gönderilen Allah Resûlü, eğitimi çok önemsiyordu. Muhatap olduğu neslin yetiştirilmesi adına karşısına farklı problemler çıksa da asla gençlerin eğitimini ihmal etmiyor alternatif yollar buluyor, bir şekilde onlarla buluşuyor ve kendilerini geleceğe hazırlıyordu.
Yücel Men

0 134

Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) -hem Mekke’de hem de Medine’de- başta ilkler olmak üzere iman edenlerin büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. Bu gençlerin hepsi de Cahiliye adetlerinin şekillendirdiği aile ve çevre ortamından geliyorlardı.

Doğup büyüdükleri evlerinde, sokağa hakim olan yaşantıda, oyun ve eğlencelerde daha da ötesi Kâbe ve çevresinde tevhid, ahlak ve adalet ile bağdaşmayan pek çok şeye şahit olmuş, duygu ve düşünceler edinmiş, tavır ve davranışlar geliştirmişlerdi.

Üstelik “Evet!” dedikleri İslam da tedrici bir şekilde iniyordu. Bu manada gençlerin hem ıslaha hem de irşada ihtiyaçları vardı. Allah Resûlü, şartları ve gelişmeleri de dikkate alarak onların eğitimi ve yetiştirilmesi için farklı mekanları ve imkanları, âdeta birer eğitim merkezi gibi kullanmıştı.

 

Coğrafyanın sunduğu mekanlar

Özellikle Mekke dönemi, gençlerin eğitimi ve yetiştirilmesi noktasında çok sıkıntılı geçmişti. Zira müşrikler, Müslümanlara karşı çok tahammülsüzdü. İslam’a girdiğini haber aldıkları bir genci hemen yakalıyor, şirke geri döndürmek için işkence yapıyor ve hapsediyorlardı. Can güvenlikleri açısından eğitimin Mekkelilere sezdirilmeden yapılması gerekiyordu.

Şehirde olağanüstü bir hal hakimdi. Bundan dolayı Allah Resûlü, coğrafyanın sunduğu imkanlardan faydalanıyor, Kur’an ve Sünnet eğitimini gözden ırak vadilerde, dağlarda ve mağaralarda yapıyor veya yaptırıyordu.

Mesela bir gün Allah Resûlü, onlardan bir grubu Mina’da bir mağara da toplamış ve kendilerine, yeni inen Mürselât Sûresi’ni ders geçiyordu. Bu esnada içerdeki deliklerden bir yılan çıkmış, onlar ayaklanınca yılan çıktığı deliğe geri girmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Siz yılanın şerrinden yılan da sizin şerrinizden kurtuldu.” buyurmuştu. (Buhârî, Tefsîr 77) 

Yine bir gün Nur/Hira dağında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Sa’d, Hz. Zübeyr, Hz. Talha, Hz. Abdurrahman İbn-i Avf ve Hz. Saîd İbn-i Zeyd ile buluşmuş hatta bu esnada zelzele olmuş dağ sarsılmıştı. (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 6)

 

Evler (Dâru’l-Erkam, Beytü’l-Uzzab…)

Müslüman gençlerin Mekke’den çıkışını fark eden Mekkeliler, onları takip etmeye ve gittikleri yerlerde kendilerine sataşıp saldırmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Efendimiz, gelişmeyi genç ashabıyla istişâre etmiş ve Erkâm İbn-i Ebi’l-Erkam’ın Safa tepesindeki evinin tebliğ, eğitim ve öğretim için kullanılmasına karar vermişti.

Hem İslam’a meyilli insanlarla hem de önceden Müslüman olan gençlerin bir kısmıyla burada buluşuyor ve onları burada yetiştiriyordu. Dâru’l-Erkam’daki bu eğitim faaliyeti neredeyse altı yıl sürmüştü.

Üstelik burada yetişen gençleri, kendilerine zimmetlediği Müslümanların evlerine de gönderiyordu. Böylece hem onları sahada istihdam ediyor hem de her evi, bir eğitim yuvasına dönüştürüyordu. Mesela Hz. Habbâb İbn-i Eret, Dâru’l-Erkam’ın müdavimlerinden biriydi. Efendimiz, kendisine Hz. Saîd İbn-i Zeyd’i ve hanımı, Hz. Ömer’in kız kardeşi Hz. Fatıma’yı zimmetlemişti. Onların evine geliyor ve kendilerine, inen sûreleri talim edip Allah Resûlü’nün mesajlarını ulaştırıyordu. (Beyhakî, Delâil 2/216)

Mekkeli Muhacirlerin çoğu Medine’ye Efendimiz’den önce hicret etmiş ve Ensar’ın evlerine yerleşmişti. Allah Resûlü, Medine’ye geldiğinde bir müddet bu konuda düzenleme yapmamıştı. Herkes ilk misafir olduğu evde kalmaya devam ediyordu. Aradan beş ay geçince Ensar ile Muhacir arasında kardeşleştirme yaptı. Kimin kiminle kardeş veya kardeş aile olacağına bizzat kendisi karar verdi.

Muhacirlerin on üç yıllık Kur’ân ve Sünnet birikimi vardı. Bunların en kısa zamanda Ensar’a aktarılması ve aradaki farkın bir an önce kapanması gerekiyordu. Üstelik şehirde sürekli İslam’a yeni girişler de oluyordu. Bu hamle ile bir taraftan Muhacirlerin barınak ve erzak sıkıntısı çözülürken diğer taraftan her eve bir “muallim” girmesiyle kısa zamanda iki topluluk arasındaki fark kapanmıştı.

Mekke’dekine benzer bir uygulamayı Allah Resûlü, Medine’de de sürdürmüştü. Suffe’de yetiştirdiği hepsi de gençlerden oluşan ve kendilerine “Kurra” denilen yetmiş kişiyi her akşam Medine’nin evlerine dağıtıyordu. Aynı anda şehirde yetmiş ders ve sohbet halkası oluşturuyor ve böylece her evi bir mektebe dönüştürüyordu. (Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 21/26)

 

Bineklerin sırtlarında verilen eğitim

Allah Resûlü’nün, yolculuk konusunda birtakım hassasiyetleri vardı. En kritik yolculuklardan tutun da askeri seferlere; her türlü ziyaretlerden davet edildiği ziyafetlere kadar mutlaka yanında birini ya da birilerini götürüyordu. Hz. Ebû Bekir’in yetişmesinde en önemli sebeplerden birisi buydu. O’nu hemen hemen bütün yolculuklarında en yakınında tutmuştu. Hicret yolculuğunu O’nunla yaptığı gibi Kuba’dan Medine’ye geçerken de terkisine onu bindirmişti. (Bkz. Buhârî, Menâkıb 45) 

Taif’e Hz. Zeyd ile gitmişti ki Hz. Zeyd, toplamda iki ay süren bu yolculukta birçok hadiseye şahitlik etmiş ve büyük tecrübeler edinmişti. Yine Bedir öncesi hastalanan Hz. Sa’d İbn-i Ubade’yi ziyarete giderken terkisine on bir yaşındaki Üsâme İbn-i Zeyd’i almıştı. Yolda Allah Resûlü, farklı kimliklerden oluşan bir gruba denk gelmiş ve onlarla sohbet etmişti. Yine Veda Haccı’nda Arafat’tan Müzdelife’ye geçerken de terkisinde o vardı. (Buhârî, Hac 92) 

Allah Resûlü, ister askeri isterse ibadet maksatlı olsun yolculuklarında mutlaka bineğine/terkisine zeki ve hafızası kuvvetli bir genci alıyordu. Bazen gidiş dönüşte aynı genci bazen de giderken bir genci dönerken ayrı bir genci alıyordu. Bu yolculukların 20 gün sürdüğü oluyordu (Tebûk Seferi gibi). Terkisine aldığı genç, bu günler boyunca O’nunla aynı binekte seyahat ediyor; yolculuk boyunca inen vahye, verdiği hükümlere ve kararlara, yaptığı konuşmalara, O’nun dualarına ve kulluğuna şahit oluyor ve bunları ayrıntılı bir şekilde insanlara aktarıyordu.

Allah Resûlü, eşi Hz. Safiyye ve küçük kız çocuğu Âmine Bint-i Ebi’s-Salt el-Gıfâriyye dahil olmakla terkisine elli civarında sahabî almış ve yol buyunca onları yetiştirmişti. Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fadl İbn-i Abbas, Hz. Muaviye İbn-i Sahr, Ebû Zerr el-Gıfârî, Hz. Ebu’d-Derda, Hz. Fadl İbn-i Abbas, Hz. Ebû Ümâme el-Bâhilî, Hz. Şerîd İbn-i Süveyd, Hz. Havvât İbn-i Cübeyr, Hz. Seleme İbn-i Amr, Hz. Kays İbn-i Sa’d, Hz. Abdullah İbn-i Ca’fer, Hz. Abdullah İbn-i Zübeyr… bunlardan bazıları.

Binek sırtları, âdeta O’nun eğitim merkezlerinden biri olmuştu. Bu yönüyle rahatlıkla denilebilir ki ilim sahibi insanların, yolculuklarını yalnız yapmaması, araçlarına bir genci almaları ve sahip oldukları bilgi ve birikimi onlara aktarmaya çalışmaları, Nebevî bir yol ve hatta sünnettir. 

 

Gençlere görevler veriyor

Allah Resûlü’nün gençlerin eğitimi noktasında âdeta eğitim yuvasına çevirdiği bir hususta görevlendirmelerdi. Daha risaletin ilk günlerinde Ebû Zerr el-Gıfarî ve Amr İbn-i Abese’yi, tebliğ ve irşad için kendi kabilelerine; ilerleyen yıllarda da Hz. Tufeyl İbn-i Amr’ı kabilesi Devs’e, Hz. Mus’ab’ı da Medine’ye göndermişti. (Buhârî, Menâkıb 33) 

Hicretten sonra ise bu görevlendirmeler daha da yoğunlaşmıştı. Seriyye komutanlığı, sancaktarlık, elçilik, valilik, irşad ve tebliğ, âmillik (zekât toplama), vaizlik ve imamlık… için özellikle gençleri seçip görevlendiriyor ve gönderiyordu. Hem görevi verirken hem uğurlarken hem de sonrasında gelişmeleri dinlerken birçok uyarı ve ikazlarda, emir ve nehiylerde, tavsiyelerde bulunuyor ve yüklendikleri misyonu hakkıyla eda etmeleri adına gerekli bütün bilgi ve tecrübeyi onlara aktarıyordu.

Bir muallim olarak gönderilen Allah Resûlü, eğitimi çok önemsiyordu. Muhatap olduğu neslin yetiştirilmesi adına karşısına farklı problemler çıksa da asla gençlerin eğitimini ihmal etmiyor alternatif yollar buluyor, bir şekilde onlarla buluşuyor ve kendilerini geleceğe hazırlıyordu.

Mekke döneminde bu manada ciddi sıkıntılar çekmiş ve gençlerle gönül rahatlığı içerisinde oturup muhabbet etme imkanını elde edememişti. Buna rağmen dağları, vadileri, mağaraları, ashâbın evlerini, şiddet zeminlerini bir eğitim yuvasına dönüştürmüş ve güzel ahlakı, hak hukuku, imanı ve İslam’ı onların ruhlarına işlemişti. İlerleyen yıllarda devlet başkanlığı, valilik, ordu komutanlığı, hakimlik, vaizlik… gibi görevler yapan sahabenin büyük çoğunluğu bu dönemde yetişmişti. 

Medine döneminde ise eğitim işini daha düzenli ve planlı bir şekilde ele almıştı. Zira buradaki şartlarla Mekke’deki şartlar birbirinden çok farklıydı. İnşa edilen mescitleri, bir eğitim yuvası olarak da düşünmüş ve buralarda gençlere belli bir müfredat çerçevesinde eğitim vermiş ve verdirmişti. 

Özetle gençlerin eğitiminin, ihmale tahammülü olmayan hassas bir mesele olduğunu fiili olarak göstermiş; her yeri ve vesileyi onları yetiştirmek için değerlendirmiştir.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.