Diriler kabri cezaevinden mektup var!

“Koğuşumuzda 24 saat Kur’an susmuyor, diller mırıldanıyor, kalpler haykırıyor. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan bu mübarek ayda, dualarımı, affımız, orucumuzun kabulü için yapıyorum…”
Enes Cansever-Sydney

0 70

11 ayın sultanı Ramazan’a giriyoruz. Tüm şeytanların geme vurulduğu bir mevsim. İblis kılığına girenlerler hariç. Mahpushanelerin dört duvarları arasından arşa elbette sadece hüzün ve acılar değil, dualar da arşa inkılap ediyor.

Adaletsizlik ve hukuksuzlukta had, sınır olmayınca; kutsal gün, sair gün ayrımı beklemek de hayal elbette. Türkiye’de binlerce suçsuz ve günahsız insan, sudan sebeplerle mağdur edildi ve zindanlarda gün sayıyor.

Adaletsizlik, hukuksuzluk yeni yaşanmıyor bu ülkede. Köy yakmalar, faili meçhul cinayetler, kayıplar, kaçırmalar, işkenceler, insanlık dışı uygulamalar… Yani normal devlet düzeniyle bağdaşmayacak ilkelliklerle bugüne geldi, bu ülke ve insanları.

Yenilerde, görülmedik ölçüde; mal, mülk gaspları, kapısına kilit vurulan binlerce eğitim kurumu, öğrenci barınma yerleri… Cenaze üzerinde tepinip duran, insanlıktan sıyrılmış, herhangi bir kaba koyamayacağınız yaratıklar…

Madem Ramazan ayı… Bu hatırlama ve hatırlatma mevsiminde o zaman, bir buket selam gibi; dört duvar arasından gelen mektup ve mesajları paylaşmak çok önemli olsa gerek. Darbe diye isimlendirilen fakat ne olduğu belirsiz hadiseden bihaber; kara zindanlarda, sevdiklerinden ayrı bırakılmış binlerce masum…

İşte bu habersiz, günahsız, masumlardan biri. Cezaevi’nde yatan, geçmişte yolumuzun kesiştiği, öğrencilik yıllarımızın beraber geçtiği Niyazi Mutlu Şendur.

Niyazi, demir parmaklıklar ardında, hukuksuzluk ve adaletsizlikle çepeçevre.

 

Niyazi Mutlu’dan mektup var…

Uzatmayalım, Söz Niyazi Mutlu’nun olsun, okuyalım dört duvar arasından gelen mektubunu.

Buyurun:

“45 yıllık ömrümün en ilginç, en zor, en hüzünlü ve fakat en güzel Ramazan-ı Şerif’ini yaşıyorum. Bunca yıl Ramazan’ı ailem ve sevdiklerimle birlikte idrak ettim. Bu Ramazan’da ise mahpustayım. Rabbim böyle takdir etmiş.

Zindana girmeden önceki iftarlarımı; eşim, çocuklarım, annem ve diğer sevdiklerimle beraber sofra başında, Hatuniye Camii’nden yükselecek ezan sesini ve Spil’den atılacak iftar topunu bekleyerek yapardım genelde.

İftar sonrası, zor günlerimdeki en büyük destekçim ‘canım eşimle’ birlikte, OSB’deki camiye ‘hatimli teravih’ kılmaya giderdik.

Cami avlusunda, ay ışığı altında, çimenlerin üzerinde Manisa’nın en güzel imamlarından ‘hafız’ın arkasında saf tutardım güzel insanlarla. Sahurlarımız ayrı bir bereket içinde geçerdi. Eşimin, ‘Haydi sofra hazır!’ sesiyle sahura uyanır, kalkınca da kızımı ve oğlumu uyandırırdım, yanaklarından öperek.

Huzur içinde otururduk sofraya. Kızım ve oğlum küçük yaşlarından beri oruçlarını tutmaya gayret ettiler.  Ben de onlarla hep gurur duydum, şükrettim Rabbime.

Zindandan önceki son Ramazan’da arkadaşların teşviki ile Molla Şaban Camii’ndeki hatimli sabah namazına iştirak ettim. Sabah mesai vakti gelince de rızkımı kazanmak için işimin başına geçtim.

Lakin birkaç Ramazan-ı Şerif’ini, demir parmaklıklar ardında, kum beji boyalı duvarlı, kahverengi demir kapı ve pencereleri olan ‘diriler kabri, belalılar konağı, düşman sevindiren, dostlar imtihanı’ mahpushanede idrak ediyorum.

 

Burada her gün Kur’an okunuyor

Burası evime hiç benzemiyor. “Terörist” oldukları iddia edilen, oysa suçları, muhtaç öğrenciler el uzatmak, nesil yetiştirmek, burs vermek, okul açmak olan 31 kahraman vatan evladı ile birlikte yaşıyorum Ramazan’ı.

Artık sahura bizi eşimiz, çocuklarımız ve davul sesi değil, ‘Yerde ve göktekiler sizin masum olduğunuzu biliyor.’ diyen, mübarek ve ulu zatların girdiği, beyaz gömleklerimizi giyip evlerimize döndüğümüzü gördüğümüz rüyalar uyandırıyor.

İftar sofralarımız, ailelerimiz olmadığı için buruk geçse de aile gibi olduğum arkadaşlarımla birlikte yine çok lezzetli ve bereketli geçiyor.

Ay ve güneşi aylardır göremediğim için florasan ampulü ile idare ediyorum. Teravih namazlarını da ay ışığı altında kılamıyorum artık.

Teravihleri, 4-6 kişi için planlanmasına rağmen 11 kişi kaldığımız ve ranzalardan arta kalan dar alanı mescide çevirdiğimiz koğuşumuzda, üstünde Ceza ve Tevkif Evleri (CTE 1923) yazan battaniyeler üzerinde kılıyoruz.

Bu zulüm hepimize dik durmayı öğretirken Rabbimiz başka kapılar açtı…

Sabah namazına camiye hatime gidemiyorum, öğle mukabelesine de katılamıyorum ancak, bu ‘taş kafeste nerede ise her an Kur’an’ı Kerim okuyoruz.

Koğuşumuzda 24 saat Kur’an susmuyor, diller mırıldanıyor, kalpler haykırıyor. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan bu mübarek ayda, dualarımı, affımız, orucumuzun kabulü için yapıyorum.

Zor ve hüzünlü bir Ramazan geçirsem de ‘bayram’ın yakın olduğunu bildiğim için mutluyum.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.