Bir nur doğdu Hira’dan…

Tıpkı nenesi Hacer gibi İsmail’in evlatlarının çatlamış dudaklarına rahmet pınarı aramaya koyulacak ve Nur Dağı’na tırmanırken bulacaktır kendini. Dağın taşın ağacın kuşun selamları arasında Nur Dağı’nın zirvesine çıkınca sonsuzluk denizinin sokulduğu bir kepez bulacak ve insanlık, o cennet gölgeliğine Hira sultanlığı diyecektir…

0 56

 

 

Şehirlerin anası Mekke adeta doğum sancıları yaşıyor. Yeryüzünü bir kâbus gibi sarmış olan küfrün kalın siyah perdesini yırtacak Nur-u Kur’an’ın parlayacağı yılların arefesi.

Mekke’yi istila etmiş putlar ve put bekçilerinin kurdukları menfaat şebekesinin, granitten şehrin sa- kinlerini zulüm pençeleriyle kanattığı, muktedirlerin göğüs kafeslerinde kalp yerine taşlaşmış et parçası taşıdığı, küfrün memelerinden kibir içip zulüm kustukları iç içe karanlık günler.

Baba kılığına girmiş canavarların çöldeki çukurlara kendi kızlarını gömdüğü, kız analarının çaresizlikten acı acı inlediği, zavallı minik kurbanların her şeyden habersiz itilecekleri mezarı babaları ile birlikte kazdıkları Mekke vadisini vahşetin doldurduğu merhametsiz zamanlar.

Tiran ruhunun şehre karabasan gibi çöktüğü, günlerin leyl-i yelda olduğu böyle bir zamanda Mahzun Nebi (s.a.s.) henüz nübüvvet vazifesine başlamamıştır ama risaletin tüm ağırlığını omuzlarında hisset- mekte ve acıların harman olduğu Mekke sokaklarında inleyerek dolaşmaktadır.

İnsanlığın dertleriyle iki büklüm kıvranan Efendiler Efendisi’nin (s.a.s.) yüreğine, çöle terk edilen her yavrunun iniltisi bir ok gibi saplanmakta, ızdıraptan inleyenlerin sesleri kulağında çınlamaktadır.

İnsanlığa tevhid meltemini getirecek olan dertli Nebi’nin içinde fırtınalar kopmaktadır. Henüz pey- gamber değilken bile yüreğinin hakkını vermekte yanlışlardan oluşan sistem içerisinde doğruyu aramak- tadır. Aklın ibadeti olan tefekkürün yamaçlarında gezmekte bu O’nu (s.a.s.) her geçen gün insanlardan biraz daha uzaklaştırmaktadır.

Küfrün kirlerinden O’nu (s.a.s.) koruyan Rabbi O’na (s.a.s.) yalnızlığı sevdirecek ve risalet vazifesinin başlayacağı yıllar yaklaştıkça Nebi namzedinin ruhundaki ağırlık artacak ve kendini yalnızlığın iklimine bırakacaktır.

Tıpkı nenesi Hacer gibi İsmail’in evlatlarının çatlamış dudaklarına rahmet pınarı aramaya koyulacak ve Nur Dağı’na tırmanırken bulacaktır kendini. Dağın taşın ağacın kuşun selamları arasında Nur Dağı’nın zirvesine çıkınca sonsuzluk denizinin sokulduğu bir kepez bulacak ve insanlık, o cennet gölgeliğine Hira sultanlığı diyecektir…

Artık Hira Sultanlığı’ndadır

Artık evinde, işinde, çarşıda değildir. Nur Dağı’nda kayalardan oluşan Hira Sultanlığı’dadır ve bu kutlu yer O’nun (s.a.s.) aradığını bulacağı yeni rasathanesinidir.

Derdi çilesi O’na (s.a.s.) burada iç içe tahannüsler (arınma, iyileşme, derinleşme…) yaşatacak ve ara- dığını bulma adına yavaş yavaş vahye hazırlanacak; yeryüzünü istila etmiş küfür ve zülüm karanlıklarıyla boğuşacak, tevhidi haykırmaya başladığında tiranların saldırılarına mukabele edecek sabırdan bir kale haline gelecektir.

Bu hal belli aralıklarla beş yıl kadar devam edecek, 40 yaşına geldiğinde kutlu zaman dilimi Rama- zan’da (muhtemelen Kadir Gecesi’nde) ezelden beri beklenen randevu gerçekleşecek ve Hz Cebrail (as) Kur’an’dan ilk ayetleri getirecek ve “Sen (s.a.s.) asırlardan beri gelmesi intizar edilen Resulüsün” diyecektir. Kur’an nuru Hira’da parladığında yarasa gözlü, küfür sözlü nadanlar bu nurdan rahatsız olacak ve put-  lar üzerinden kurdukları menfaat ve sömürü şebekesi çökmesin diye Allah Resulü’ne amansızca saldıracaklardır.

Mücadelesi Allah Resülü’nün (s.a.s.) hayat-ı seniyelerinde ruhunun ufkuna yürüyene kadar devam edecek…

O (s.a.s.), Rabbine yürüdükten sonra sünnetin hameleleri, ümmetin dertlileri, insanlık sevdalılarının mücahedesi kıyamete kadar devam edecektir…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.