Bereket dolu üç aylara kavuştuk

0 130

 

Gündelik hayatımızın akışı içinde farkında olalım veya olmayalım maalesef hayatın temel değerleri konusunda farklı yön ve hedeflere doğru kayıp gidiyoruz. İçinden geçtiğimiz şu netameli ve kaygan zaman diliminde çoğu defa sahte ve sentetik gündemlerin bombardımanı altında adeta kendimizi kaybediyoruz.
Sözünü ettiğimiz bu yapay gündemler, çoğu zaman bize dünyaya asıl geliş gayemizi unutturuyor. Halbuki bizler, bizi asıl gayemizden uzaklaştıracak bu türlü gündemlere karşı sürekli savaş halinde ve gerilim içinde olmalıyız ve bunların yol bulup ruhlarımızı kendi ağlarına almasına fırsat vermemeliyiz.
İşte Allah, önümüze altın bir fırsat daha koydu; Üç aylar! Esasen buna sahici ve ilahî gündem de diyebiliriz. Zira Cenab-ı Hak, bu aylarda af ve mağfiretini, nimetlerini sağanak sağanak yağdırıyor.
Recep, Şaban ve Ramazan aylarının bütün gün ve geceleri sürpriz feyiz ve bereketlerle dopdoludur. Üstelik bu aylar içinde bulunan Regâib (27 Şubat), Miraç (21 Mart), Berât (7 Nisan) ve Kadir (19 Mayıs) geceleri, hiçbir maddî ve dünyevî ölçüyle değerlendirilemeyecek kadar ilâhî ikramlarla donatılmıştır.
Allah Resulü’nün (s.a.s.) kavuşmak için “Allah’ım! Hakkımızda Receb ve Şaban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a eriştir” diye dua edip hasretini dile getirdiği bu günler çok iyi değerlendirilmeli.
Diller Kur’an’ı yeni nazil oluyormuşçasına daha farklı bir taravetle okumalı ve kendisini ona tek muhatap bilmeli. Kur’an’la coşan gönüller istiğfar, tesbih ve tehlillerin ferahlatıcı ikliminde sükunete ermeli.

Bu fırsat aylarını dolu dolu nasıl değerlendirelim?
“Peki ne yapalım? Bu fırsat aylarını dolu dolu nasıl değerlendirelim?” diyorsanız, bir fikir vermesi açısından bazı tavsiyelerde bulunabiliriz.
1. Öncelikle ciddî bir nefis muhasebesi yapmalıyız. Günümüzde özeleştiri dedikleri nefis muhasebesi aslında insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemlidir. “Ben nereden geldim? Bu dünyaya gönderiliş amacım ne? Şimdi ne yapıyorum? Nereye gidiyorum?” sorularını kendimize sorarak tefekkür iklimine açılmalı, hayatımızın artı ve eksilerini çıkarıp bir bilanço hazırlayarak durumumuz hakkında bir değerlendirme yapmalıyız. Bu şekilde, yapmış olduğumuz hataları ve günahları daha iyi görme fırsatını yakalamış olacağız.
2. İkinci olarak da bu günahlara karşı içten gelerek tevbe etmeliyiz. Zira içten gelen pişmanlık ve hâlis niyetle yapılan tövbeler insanı günahlarından arındırır. Daha sonra bu duygu, gönül dünyamızda bir ışık yakacak ve bizi kulluk ve vazife aşkıyla hayırlı ve faydalı işler yapmamıza vesile olacaktır.
3. Namaz, en hayati kulluk borcumuzdur. Bu sebeple namazlarımızı ihmal etmemeliyiz ve sünnetleriyle birlikte kılmalıyız. Arkasından da mutlaka tesbihatımızı yapmalıyız. İşinin yoğunluğu sebebiyle namazın hemen sonunda tesbihatını yapamayanlar ise günlük işleri arasında kafası yorulduğu zaman bir nefeslenme adına tesbihatını yapabilirler.
4. Bu günlerde Allah Rasulü’nün diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı ve elimizdeki imkanlar nispetinde muhtaç ve mağdur kardeşlerimize maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.
5. Sair vakitlerde hayır ve hasenata on sevap veriliyorsa; Recep, Şaban ve Ramazan aylarında kat kat fazla sevap veriliyor. Mesela başka zamanlarda okunan bir Kur`an harfi için on sevap yazılırken Recep ayında yüz, Şaban`da üç yüzü aşıyor. Ramazan’da bine çıkarken, Kadir gecesinde de otuz bine ulaşıyor. Düşünürsek, bu mübarek vakitlerin ahiret ticaretinde ne derece kıymetli bir fırsat olduğunu anlayabiliriz.
Evet, bu maddeleri çoğaltmak elbette mümkün. Önemli olan bu fırsat günlerinde kendimizi Allah’a yaklaştıracak fiiller hususunda devamlı arayış içinde olmamız. Bu arayış bizi zamanla yaratıcımızın istediği ve razı olduğu bir kul olmamıza sebebiyet verecektir.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.