Asya bozkırlarından, Yusuf’lar diyarına bir ömür: Dr. Ali Bayram

Bir yangın yeri yüreğinden her dem ayrı bir bahar yükselirdi. Yüreğinin yangınları ile yürürdü yarınlara. Ateşte açan bir gül gibiydi. Sürgün yaşadı, sürgünde vefat etti, sürgün alimlerin safında yerini aldı. Hasret köprüleri kuran mimar, mekânın cennet olsun.

0 185

Enes Cansever-Sydney

 

Yazı hayatımın belki de en zor yazısı diyebilirim.

Ali Bayram Hocam, gurbet diyarı Mısır’da hakka yürüyüşü ağlattı sevenlerini, hepimizi.

Gözyaşlarım sele dönüştü. Hayatımdaki silinmez hatıralar uçuştu beynimde.

Kaybedilmiş bir sevilenin ardından yazı yazmak kolay değil elbet. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, cümlelerin bağlanamadığı, boğazın düğümlendiği o andır aslında…

Nefes bile alamadığınız sadece hıçkıra hıçkıra ağlamak istediğiniz ama ağlayamadığınız da dermansız kaldığınız an.

Ölüm haberi…

Ölümü için kaleme sarılmak, hele hele ölen bir de babayı aratmayan can dostu, yol arkadaşı ve gönül yareniyse, kalem lâl kesiliyor… Neşter gibi dokundukça gönlü yaralıyor.

Beraber geçirdiğimiz o anlamlı, renkli anılarım peşi sıra aktı ruhumda. Kazakistan bozkırlarındaki gün- lerimiz, Aladağ’ın eteğine sırtını yaslamış Almatı’nın şirin yılları, sinema şeridi gibi gözlerimin önünden bin hüzünle geçit yaptı. Dile kolay 30 yıllık bir hukuktan bahsediyorum.

Evet hangi birini sayayım Ali Hocam.Gurbet ellerde teslim-i ruh eden, ‘Önden giden atlıların’ Asya’daki ilk şehidini ellerinizle defnettiği- niz, Manisalı Yasin Çalkım için döktüğünüz gözyaşları ve ağlayışınızı mı?

Tıpkı sizi ebedi âleme uğurlayan bir avuç yol arkadaşınız gibi 26 yıl önce de Almatı’daki kara toprağın bağrına emaneti yolculadığımız hüzünlü günde bizleri teselli edişinizi mi?

Benim gibilerin de yer aldığı hayatlarımızın ‘en anlamlı’ düğün ve sevinçli günlerde yaptığınız ağabey- liği mi?

Eşlerimize “kızlarım” diyerek baba şefkatini, evlatlarımıza ise dedelik yapıp “canlarım” diyerek bir çınar gibi gölgene sığındığımız günleri mi?

 

Vicdanların karardığı kapkara yıl

Azerilerin ‘Kara Yanvar’ diye ifade ettiği aydı. O soğuk ve hüzünlü 20 Ocak (Yanvar) gecesinin katliamı. Hazar’ı, gerdanlık gibi süsleyen Bakü’nün hüznü siyah bir kara şal gibi sarıp sarmaladığı o kanlı gece.

Karanfil’in kana bulanarak ağladığı dönem.

Azeri şairi dostum merhum Mehmet Aslan’ın 40 yıl önce o kanlı gecede kaleme aldığı ve Hasan Sağındık’ın hüzünlü ezgiye dönüştürdüğü “Ağla Karanfil Ağla” sanki bugün yangın yerine dönen Anadolu’nun masumları için söylenmişti:

Karanfil, şehid ganı:

Ağla, karanfil, ağla! Ağla, inlet meydanı:

Ağla, karanfil, ağla!

Her şehide bir düzüm, Abşeron gan denizüm, Sen menim ağlar-gözüm, Ağla, karanfil, ağla!

Uzak menzil, acı yol, Yurda yol, elacı yol! Şehidlere bacı ol:

Ağla karanfil ağla…

Hazar Denizinin kıyısındaki feryat, Ege Deniz’ine kadar ulaştı. Fethullah Gülen Hocaefendi, İzmir Şadırvan Camii kürsüsünde ağlayarak, o vahim tabloyu ilk defa dile getirmişti. Vaaz sırasında bayılmış, ayılınca da şöyle haykırmıştı:

“Ömer Muhtar Mücadelesi gibi tank karşısında muharebe edenlere ağladım, evlerinin köşesine çe- kilip bekleyen analarımızın haline ağladım, çiğnenecek ırzların çiğnenmemesi için ağladım, o tankların asfaltlara kan akıtmalarına ağladım” diyerek, herkesi Azerbaycan’a, maddi ve manevi yardıma çağırmıştı. O zaman zulüm paletlerinin altında inleyen ve o çığlıklara doğru koşan fedakâr insanlar, ne acı ki, bu-

gün acı, ızdırap, bin bir çileyle muhacir oldular dünyanın dört bir yanına.

Hasret köprüsünden, gönül köprüsü Nahçıvan’da Zaman koleji

Ama yapılmak istenen yardımları ulaştıracak bağlantı da hasretleri birbiriyle kavuşturacak ve kucak- laştıracak köprüler de henüz yoktu ortalıkta.

“Kardeşleriniz yardımınızı bekliyorlar” çağrısıyla ilk hareket geçenlerden biri de 70’i aşkın yaşına rağ- men şu anda zindanda olan Zaman Gazetesi’nin ilk Genel Müdürü İlhan İşbilen’di. Yaşanan katliamları, Karabağı’ın da o kara günlerini, adım adım Anadolu’da açılan resim sergileriyle o çığlıklar insanlara ulaş- tırıldı.

Bir yandan Erzurum’da, Azerbaycan’daki vahşetin anlatıldığı resim sergisini organize eden Zaman Ga- zetesi Doğu Anadolu Bölge Temsilcisi Dr. Ali Bayram, diğer taraftan toplanan yardım gıdalarının çaresiz- lik içinde kıvranan Nahçıvan’a ulaştırmanın telaşı ve uğraşı içindeydi.

Kısa zamanda “Hasret Köprüsü” vücut buldu. Ve o köprüden yardımlar akmaya başladı. Böylece Za- man Gazetesi’nin ülke genelinde başlattığı yardım kampanyalarıyla toplanan yaklaşık 270 kamyon gıda ve erzak kademeli olarak Azerilere ulaştırıldı.

“Hasret Köprüsü” bir vuslata, büyük bir kavuşmaya vesile oldu. Bu aslında, Hizmet Hareketi’nin, yurt- dışı açılımının ilk kilometre taşı ve ilk adımıydı. Ayrıca Zaman Gazetesi de ilk yurtdışı baskısını olan Za- man Azerbaycan’la da yayın hayatına başlayarak, kültür köprüsünün de temeli atıldı.

Zor günlerin samimi ve fedakar dostlarını müşahede eden Haydar Aliyev’in yeşil ışık yakmasıyla, ‘Eği- tim Cemaati’nin ilk meyvesi ağaca durdu. Eğitim seferberliği böylece başlamış oldu.

Kafkasya’da kurulan “Hasret Köprüsü” Kazakistan başta olmak üzere, Özbekistan, Türkmenistan Kırgı- zistan, Tacikistan’da açılan kolejler, gönülleri birbirine bağlayan birer köprüye dönüştüler.

Haydar Aliyev ile üçlü görüşme

Merhum Haydar Aliyev, vefalı olanlara karşı hep vefalıydı. Gazeteci olarak uçağıyla çok kez seyahat et- tim, röportaj yaptım, tüm bunları müşahede ettim. Hizmet Hareketi mensuplarına karşı apayrı bir sevgisi vardı. Her defasında anlatırdı, Haydar Aliyev, bilhassa Naçıvan’ın o zor dönemindeki yardım seferberliği- ni başlatan Hocaefendi ve Hizmet Hareketi mensuplarına hep minnettarlığını ifade ederdi. İstisnasız her yıl kurumların yetkililerini kabul ederek sıcaklığını ve vefasını gösterirdi.

Yine böyle ziyaretlerden bir ziyaretti. Mart 2003’te Ali Bayram Hocam’la Aliyev’i makamında ziyaret etmiştik. Yaklaşık 50 dakika süren o görüşmede, Aliyev’in feraseti, vefası ile Ali Bayram Hoca’nın cesaret ve meselelere yaklaşım tarzına bir kez daha hayran kalmıştım. Ayrıca o tarihi görüşmelerin her biri bir başka hayırlı hizmetlerin başlamasına vesile oluyordu.

Sözkonusu kültür köprüsünün, bir diğer ayağı, Kazakistan’da Zaman Kazakistan yayın hayatına başla- dı. Ve 1992 Ekiminde dört kolej, Ali Bayram Hoca’mın girişimleriyle eğitim hayatına başlamış oldu.

Kazakistan’da, dört yıl gibi kısa bir sürede biri üniversite olmak üzere 29 liseye ulaşıldı.

Duanın gücüne hep teslim-i ruh içindeydi

Çok faziletli bir diğer tarafı vardı Ali Bayram Hoca’nın. Önce sebeplere riayet eder, sonra da Mevla’dan beklentisini dua ve gözyaşı ile taçlandırıldı. Bu samimiyet de gönüllerde makes bulurdu.

Bozkır Ülkenin halkı ve Cumhurbaşkanı Nazarbayev, ülkesinin tüm kapılarını ardına kadar açtı. Böyle- ce kısa sürede Kazakistan en çok eğitim kurumunu açan ilk ülke oldu,

Hiç unutamıyorum… Bir gün toplantı saatlere kadar sürmüş ve sıkıntı, problem ve dertler tavan yap- mıştı. Zorluklar ve çaresizlik adeta günlük hayatın gölgesi olmuştu.

Kördüğüm gibi problemler karşımızda Aladağlar gibi duruyordu. Son derece üzülen Ali Bayram ağa- bey, toplantının bitiminden gecenin ikisine kadar yaklaşık iki yıl yaşadığı evin yolunu bulamamıştı.

Henüz cep telefonlarının olmadığı yıllardı elbette. Şehrin bir köşesindeki telefon kulübesinden ara- yarak bizden yardım istemişti.

Can pazarının yaşandığı Meriç’ten onlar da geçti

Dört yıl önce aile fertleri, torunları, evlatları ve kıymetli damatları Akif Ulubaş ve Kemal Gülen ve be- raberindekiler, gözyaşlarıyla, ülkeyi geride bırakan Ali Bayram, Meriç’i çok ağır şartlarda geçer. Üst baş toz-toprak, çamur bataklık.

Beraberindekiler anlatıyor:

Atina’da sığındıkları evde, elbiseleri yıkanır ancak, ikinci bir elbise olmadığından, çarşafa sarılı vaziyet-

 

te saatlerce, çamur ve pası temizlenen elbiselerin kurumasını bekler.

Ceberut anlayış binlercesini buna mecbur ettiği gibi Ali Bayram da kaderin mahkûmu olarak ülkesini ve çok sevdiği memleketini terk etti.

Ve Yunanistan’dan Mısır’a hicret etti.

Rabiatül Adeviye’nin adını taşıyan Kabristan’a defnedildi

Tam bir Rabiatül Adeviyye hayranıydı. Yakın dostları bilirler, hep gözyaşıyla anlatırdı sohbetlerinde.

Hayatı gibi, defin ve kabrinin, ibretlik bir başka hikâyesi var Ali Bayram Hoca’nın.

Defin işlemlerine şahit olan arkadaşımız anlatıyor:

“Ali Abiyi 15-20 Km uzaklıktaki bir mezarlığa defnetmeye karar vermiştik. Mezarlık yerini görmeye gittiğimizde GPS’lerimizde 64-65 km gözüküyordu. Biz de bu kadar uzak bir mezarlığa götüreceğimize uzak olsa bile şartları biraz daha iyi olan başka bir yere götürmeyi düşündük ve geri döndük. Cenazeyi yıkayacak zatı evinden almaya gittik. Biz cenaze işlemleri ile uğraşırken çok daha merkezi bir yerde uy- gun bir defin yeri bulunduğu haberi geldi.

Son anda çıkan bu habere sevinmiş, Ali abiyi yakın bir yere defnedeceğimiz haberi bizi mutlu etmişti. Bir düğün havasında kortej oluşturup arabalarımızla mezarlığa gittik. Büyük bir sühuletle defin işlemleri gerçekleşti, dualar yapıldı. Mezarın yerini tespit edip kaydetmek üzere başımı kaldırdığımda mekanın, Ali Bayram abinin büyük saygıyla andığı ve örnek olması için hayatını kaleme aldığı Rabiatül Adeviye Hazretleri adına faaliyetlerde bulunan vakfa ait olduğunu gördüm. Şimdi google haritalarda Ali Bayram Abinin Mezarı yazıldığında, mübareğin defnedildiği mezarlık karşımıza çıkmaktadır.”

Evet, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” hali.

Coğrafyaları ve kıtaları fedakârlıklarıyla süsleyenler, canlarını emanet ettiler gittikleri topraklara.

Son bir kez karşılaşmayı, kucaklaşmayı, dertleşmeyi ve helalleşmeyi ne kadar arzu ederdim bir bilse- niz.

Ziyaret edecektim ama olmadı. Yokluğunu ve Enes’im deyişini özleyeceğim. Kabrin pür nur olsun Aksakalım. Hasret köprülerine gönül köprülerini ekleyerek, ülkenize hasret uçtunuz ötelere.

Gönül köprüleri size, siz vatana hasret gittiniz. Sizi çok özleyeceğim Ali Hocam…

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.