Anneciğim sabret! Sen yanlış yapmadın

0 502

İslam’ın doğuş yıllarıydı. Müslümanlar henüz örneklerini kendi içlerinden verme durumuna gelmemişlerdi. Zaman geçiyor, Mekke’nin yönetimini elinde tutanlar, özellikle zayıf Müslümanlara baskı ve işkencelerini artıyordu.

Sıkıntıların cana tak ettiği, endişenin zirveye çıktığı zamanlarda Allah Resûlü (aleyhissalatü vesselam), mü’minleri teselli ediyor, sabretmelerine karşılık Allah katında elde edecekleri mükâfatları müjdeliyordu. Buna en çok ihtiyacı olan da, Bilal, Ammar, Habbâb, Suheyb… (r.anhüm) gibi fakir sahabîlerdi.

Resûl-i Ekrem’in (as) teselli ve hakta sebat adına anlattığı, Sahih-i Müslim ve başka kitaplarda da bulunan bir hadiseyi, bizzat dinleyen Suheyb-i Rûmî (ra) şöyle nakleder:

“FİTNEYE MARUZ KALIP SINANACAKSINIZ”

Eski milletler arasında bir kral ve bu kralın bir büyücüsü/sihirbazı vardı. Büyücü yaşlanmış, yetiştirip büyü öğretebileceği aklı başında bir çocuk istemişti.
Kral istenen vasıfları taşıyan bir delikanlı seçti. Bu genç, büyücünün derslerine başladı.

Her gün büyücüye gidip gelirken yolu üzerinde örnek yaşantısıyla delikanlının dikkatini çeken bir rahiple tanıştı. Delikanlı her seferinde mutlaka rahibe uğruyor, ondan bu farklı dini öğreniyordu. Gönlü bu dine ısınmıştı. Bir gün bu genç, yol üzerinde insanlara engel olan kocaman ve korkunç bir hayvan gördü.

“Bugün Allah katında kimin hayırlı olduğunu anlayacağım.” diyerek yerden bir taş aldı ve
“Allah’ım! Eğer Sen rahibin yaptıklarını büyücünün yaptıklarından daha çok seviyorsan bu hayvanı öldür, insanlar yollarına gitsinler.” diyerek taşı attı ve kocaman canavar oracığa yığılıp kaldı.

Bu harikulade olayı gören genç, rahibin yanına koştu. Yaşadıklarını anlattı. Rahip onun, kendisinden daha üstün bir seviyeye geldiğini, sahip olduklarından dolayı başına belaların geleceğini ve fitneye maruz kalıp sınanacağını söyledi. Ayrıca kendisini ele vermemesini de tembihledi.

Zamanla delikanlı duasıyla insanlara deva dağıtan; körü, ala tenliyi iyileştiren biri olarak tanındı.

ZALİM KRAL VE İŞKENCENİN BİN TÜRLÜSÜ

Kralın görme problemi yaşayan bir yakını vardı. Delikanlının eliyle iyileşen insanları duymuştu. Gidip ondan gözünü açması için ricada bulundu. Delikanlı da hastalıkları kendisinin değil, Allah’ın iyi ettiğini, iman ederse onun için dua edebileceğini söyledi. Neticede delikanlının duasıyla adamın da gözü açıldı.

Kral yakınına gözünü kimin açtığını sorunca “Rabbim” cevabını aldı. Kendisinden başka rab tanımayan kral ona her türlü işkenceyi yaptı.

İşkenceye dayanamayan adam sonunda gencin ismini verdi. Delikanlı da yakalanıp işkenceye tabi tutuldu ve rahibe ulaşıldı. Her üçünden ısrarla dinlerinden dönmeleri istendi.

Kralın adamı ve rahip dinlerinden dönmeyince başlarının üzerine bir testere tutulup, “Ya dininiz ya da hayatınız.. ikisinden birini terk edeceksiniz!” denilerek iki seçenekten birini tercihe zorlandılar. Onlar, hayatları pahasına dinlerini tercih ettiler.
Delikanlıyı

ÖLDÜREMEYEN KRAL

Kral delikanlıyı da öldürmek istedi. Fakat ne yaptıysa bir türlü başaramadı. Sonunda genç, krala kendisini öldürmenin tek bir yolu olduğunu söyledi,

– Bütün insanları bir meydana topla. Benim torbamdan bir ok al. Herkesin duyacağı şekilde ‘Delikanlının Rabbinin adıyla!’ diyerek at. Beni ancak bu şekilde öldürebilirsin.

Kral gencin söylediklerini aynen yaptı ve başka türlü öldüremediği delikanlıyı öldürmeyi başardı. Yaşananları ilgiyle izleyen halk, “Biz de bu delikanlının Rabbine inandık.” deyip imanlarını ilan ettiler. Delikanlı şehit olmuştu ama inandığı değerleri binlerce insana ulaştırmıştı.

Halk toptan iman edince kral uzun ve geniş hendekler kazılmasını ve iman edenlerin hendeklerin başına getirilmesini istedi. İnsanlar imanları ile alevleri göklere yükselen ateşe atılmak suretiyle ölüm arasında tercihe zorlandı.

Bu korkunç tehdit ve göz göre göre işkenceyle ölüme rağmen hiç kimse imanından dönmedi.

MİNİK BEBEK KONUŞUYOR: ANNECİĞİM SABRET!

Zulüm kadın, erkek, yaşlı, çocuk, bebek ayırmıyordu. Kucağında küçük bir bebek olan bir kadın da iman edenler arasındaydı.

Kadın, ateşin başında bebeği düşünerek biraz tereddüt eder gibi oldu. Bu tereddüt üzerine kucağındaki bebek şaşkın bakışlar arasında konuşmaya başladı:

– Anneciğim sabret. Zira sen yanlış bir şey yapmadın. Sen hak üzeresin, doğruyu temsil ediyorsun!

Kadının bütün tereddütleri gitmiş, onun için ateş, sanki içine girilecek bir gül bahçesi gibi olmuştu.

Benzeri olaylar tarih boyunca çok defa yaşanmıştır. İnsanlar tarihin her döneminde düşünce ve inançlarından dolayı değişik sıkıntılara, eza ve cefalara maruz kalmışlardır. Benzer bir hâdise de Burûc sûresinde anlatılır ve şöyle neticeye bağlanır:
Dünyada sıkıntı çekip zulme maruz kalsa bile sonsuz ahiret hayatını, dünya hayatına tercih edenler, “büyük başarıya ulaşanlar” olacaktır.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.