Ağır imtihanlar karşısında Hz Hacer olmak

0 2.596
DR. FATIMA SENA

Efendimizin (sas), büyük büyük annesi Hz. Hacer. Onu anlamak, onun yaşadığı haleti hissetmek hiç kolay değil. Gerçek olan şey o hislere ulaşmak çok zor.
Mısırda saray yaşamı, sonrasında Hz. Sare validenin cariyesi, Hz. İbrahim’in (as) eşi ve ilk oğlu Hz. İsmail’in (as) annesi. Siyahi bir kadın. Sarayda iken cariye olma, sonra yurdundan hicret etme ve evladıyla yapayalnız kalma.

Hz. Hacer validemin hayatından kendimize dersler aldığımız şu günlerde, yaşadığımız ufak da olsa benzer şartlarda, bulunduğumuz toplumlarda onun özelliklerini iliklerimize kadar hissediyoruz. Hayatlarımızın akışının, kıskançlık da diyebileceğim sebeplerle değişmiş olması, bulunduğumuz yerlerde adeta ikinci sınıf insan konumunda, farklı statülerden farklı hallere geçme, Hz. Hacer annemin vasıflarını fazlasıyla çağrıştırıyor.

Böyle olunca nasıl davranmamız gerektiğini, hayatımızda nasıl dirayetli durmamız gerektiğini de onun hayatından örneklerle öğrenmek isabetli olur kanımca. Şahsen imani zayıflığımdan olsa gerek hayatımda karşıma zorluklar çıktığında nefsime mutlaka bir hikmeti olduğunu söylesem de, istemeden “Aman Allah’ım! Ben Senin kulunum, beni Sen yarattın. Beni, bizi neden bu gaddar hayata teslim ediyorsun?” deyiveriyorum sanki.

Hâlbuki ‘Sabır, şoku ilk yediğin andakidir’ hükmünce yaşananlara tepkide dikkatli olmak gerekmiyor mu?

Çok üzüldüğümüz şu dönemde hem şahsi yaralarımıza hem de dostların yaralarına Hz. Hacer annemle yakınlaşarak, adeta onunla hasbihal ederek, ondan nasihat alarak şifa arayalım biiznillah.

CARİYELİKTEN SULTANLIĞA

Hz. Hacer annemizin hayatına bir bakalım.
Annemiz Mısır’da Hz. Sare annemize cariye olarak hediye edilir. Hicret niyetiyle gidilen Mısır’dan belki de Cenab-ı Hakkın tek muradı Hz. Hacer validemin o firavun sarayından peygamber ocağına alınmasıydı.

Kim bilir!

Sizlerin, bizlerin uğradığı, gittiği ülkelerde ne muratlar, ne hikmetler, kimlere el uzatma vazifeleri var. Düşüncesi bile insanı farklı bir âleme çekiyor.
Neyse yolculuğumuza devam edeyim. 70-80’li yaşlardaki Sare valide ile 90’lı yaşlardaki Hz. İbrahim’in (as) evlatları yok o zamana kadar. Ve Hz. İbrahim (as) o güne kadar eşini bu konu ile ilgili olarak asla incitmemiş, çok merhametli, çok naif, çok özel bir eş.

Hz. Sare validem Hz. İbrahim’in (as) çocuk sevgisi ve peygamber zürriyetinin devam etmesi niyetiyle, ısrarla kendi cariyesi olan Hacer annemle evlenmesini ister.

ÖRNEK BİR KADIN KIYMETLİ BİR ANNE

Başlangıçta kendisi bunu ısrarla istese de Hz. Hacer validemin hamileliği sonrası kadınlık dünyasının en ağır imtihanı olan bu konuda rahatsız olur. (Bunu demek de ona saygısızlık olur diyor içim aslında.) Çünkü Sare annem de Hz. İbrahim’in (as) hayatının her karesinde en büyük destek ve samimiyetle yanında olan kadındı. Ama olay sebepler bazında onun rahatsızlığı gibi görünse de, işin merkezinde Allah’ın (cc) Hz. Hacer validemle oğlu, değerli dedemiz Hz. İsmail’i kendi evinde, Kâbe’de ağırlamak istemesi ve dünya sürdükçe sürecek olan imtihanlarımızda Hz. Hacer annemi örnek bir kadın olarak sunması vardı belki de.

Çile çeken, evinden, yurdundan eşinden olan kadınlara, kendi içlerinden hatta toplum normlarında bir örnek. O örnek ki imtihanın daha zor olduğu siyahi cariye bir kadınken, Halilullah bir peygamber eşi olarak, Hak katında en yüksek bir seviyeye yerleştirilen çok özel bir numune.

AĞZINDA BİRAZ SU BİR PARÇA EKMEK

Hz. Hacer annemin, Hz. İbrahim (as) ve bebek İsmail (as) ile çölde günlerce süren yolculukları bana hep hicret erlerinin yolculuklarını çağrıştırıyor. Elinde İsmail adlı bebek emaneti, gözlerinde damlaları, sırtında belki bir kırba su ve bir parça ekmekten fazla bir şey olmayan azık çantası ile gündüz sıcağı, gece çölün soğuğunda nereye götürüldüğünü bilmeden yapılan yolculuk…

Üç hicret yaşayıp, sütten yeni kesilen evladıyla ıssız bir beldede, kimsesiz, azıksız, çaresiz kaldığında adeta ‘Allah var gam yok’ teslimiyetini iliklerine kadar yaşayan anam. Hicret edilen ülkelerdeki yalnızlık, kimsesizlik, özlem, eşinden ayrı kalmak zorunda olmalar, alıştığımız hayat standartlarından çok farklı yaşamlarımız Hz. Hacer annemle kıyas bile edilmez özünde.

Annemizin de bu yolculuğa önceden Allah tarafından hazırlandığına dair rivayetler de var. Büyüğümüzün yıllardır bizlere ‘hicret, hicret’ nidasını işitip, iradi olarak yapamadığımızı Rabbimizin cebri yaptırması gibi sanki. Allah’ın ‘yeryüzüne dağılın ve beni anlatın’ emrine uymamız sanki zorlu yollardan oldu. Ama ne olduysa hikmetli oldu. Bunu bildik.

BUNU ALLAH EMRETTİYSE O (CC) BİZİ ZAYİ ETMEZ”

Evet, yolculuk Mekke’nin şehir olmazdan önceki yerinde biter. Hz. İbrahim (as) anamı ve bebeğini orada ‘Allah’a emanet’ edip dönerken, Hz. Hacer annemiz sadece kısa bir soru ile tüm hüznünü tam bir teslimiyete çeviriyordu.

Ya İbrahim! Sana böyle yapmanı Allah mı emretti?
Cevap çok kısa ve net
Evet.
Hz. Hacer annemin cevabı ise muhteşem.
Öyleyse O (cc) bizi asla zayi etmez…

Bu nasıl bir teslimiyettir. Kucağında oğlun, elinde bir parça su ve azık ile çölün ortasında çok güvendiğin ve sevdiğin kişi tarafından tek başına bırakıldığın halde suçlamamak, isyan etmemek, ye’se düşmemek. Allah’a emsalsiz bir şekilde dayanmak ama bu arada gayreti de elinden bırakmamak. Sefa ve Merve arasında evladına su bulabilmek ve belki tepeden kervan gözlemek için çatlarcasına koşuşturmak. Ama asla isyan etmemek.

“Biz ne olacağız?” değil “O (cc) bizi asla zayi etmez.” teslimiyetini bürünmek.

TESLİMİYETİN MEYVESİ: ZEMZEM

Ve sonuçta, evladının topuğunun dibinde, çabasının değil teslimiyetinin meyvesi olan durmaksızın akan o özel suyun ikram edilmesi; Zemzem.

Tekrar vurgulamak istiyorum nefsime; Sen, sana düşen olarak çabala, didin, çalış ama sonuçta gelen rahmetin, ikramın, Allah’ın (cc) lütfu ile geleceğine inan.

Hikmet, teslimiyet, dua, çaba, gayret ve lütuf. Bunları fark edebilmek için, anlayabilmek için ‘zamanın çıldırtıcılığına karşı sabır ve dua. Ben (biz), çabalarımıza güvenmenin ötesinde dualarımıza neden itimat etmiyoruz. Cenab-ı Hak kim bilir bizlere de ne bilmediğimiz zemzem misal kaynaklar gönderecek ve bu kaynağın çevresinde Hz. Hacer annemiz gibi ne medeniyetler ne şehirler, ne ümranlar kurduracak. Hicret ettiğimiz beldelerin manevi Hacerleri olup oraların maddi manevi imarında Rabbim istihdam ediyorsa bundan güzel lütuf mu olur?

Hatta sizleri oralara adeta zemzem kılıyorsa bu ne güzel ihsandır. Evet, yaşanan çile, yokluk, ayrılık ve ardından lütufla gelen Mekke şehri. Kurucusu da Hz. Hacer olan şehir.

Kim bilir? Sizlerin, bizlerin ‘rıza istikametinde ne misyonları var’ yalnızca Rabbimin bildiği.

Sanmıyorum ki imtihanlar biter. Hacer anneme bakınca meselenin imtihan değil, imtihanda takınılacak tavır, imtihan sorularına verilecek cevap olduğunu çok net anlıyor insan.

İKİNCİ TESLİMİYET İMTİHANI: KURBAN

Zemzem sonrası o beldeye yerleşen insanlar, kurulan şehir ve zaman zaman gelip giden peygamber baba ve büyüyen evlat. Ardından hem Hz. İbrahim’in (as) hem Hz. İsmail’in (as) hem de Hz. Hacer annemizin imtihanı olan İsmail’in (as) kurban edilme meselesi. Çölde tek kalışının ardından ikinci teslimiyet sınavı değil mi? Şeytanların anneye ayrı, çocuğa ayrı, babaya ayrı saldırışı.

Yaşanılan gurbet illerde şeytanın her türlü iğvâsına mertçe karşı koyabilecek kadınlar, erkekler ve gençler olabilmemiz için Allah’la irtibatımıza dikkat etmemiz en önemli gündem.

Hz. Hacer annemizin şeytanın fitnesine karşı “O (cc) verdi ve emanetini isteyebilir.” cevabı,
Bıçak ilk denemede kesmeyince Hz. İbrahim’in (as), bıçağı kesmesi için kuvvetle bastırması ve Hz. İsmail’in (as), “Ne emredildi ise onu yap baba.” cesareti muhteşem bir imanın göstergesi değil midir?

İmtihanın nihayetinde göklerden gelen koç, bütün bunlar aynel yakin yaşandıktan sonra geldi. Ve imtihan ondan sonra geçildi.

ADSIZ BİRER HACER OLMAK

Cenab-ı Hakkın bizi de katına layık, zatına muhatap kılması için bize yaşattığı şu saflaştırma, kir, posa, gereksiz ağırlıklardan kurtarma işlemi de böyle yaşanmalı değil mi?

Öyleyse, O (cc), bizi asla zayi etmez. Biz ne kadar fark ediyoruz bilemesem de her namazın tahiyyatında Hz. İbrahim (as) ve aline salat ve selam getirilir yüzyıllardır.

Ah! Ah! Kendisinden habersiz namazlarımız.

Tüm bu yaşananlardan sonra halen Kâbe’de medfun olan tek anne ve tek oğul; Hz. Hacer ve Hz. İsmail (as). Kur’an-ı Kerim’de ismi geçmeyen ama Kâbe de yaşamış, orada gömülmüş ilk kadın ve oğlu İsmail ile birlikte adeta tek insan.

Bulunduğumuz yerlerde adsız birer Hacer olarak, Allah dostu olmak ne güzel.


Peygamber yetiştiren muallim Hz. Hacer


Hizmetin Hacerlerine örnek bir rehber

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.