Prof. Dr. Sulat Yıldırım: Kur’an’ın Içeriğine vakıf olma yarışmaları yapılmalı

Her Müslüman, tam hafız olmaksızın Kur’an’dan ezberlediği ayetlerin sayısını artırabilir. Bu hususta çok gerideyiz. Ne yazık ki, müslümanların tamamına yakını küçüklüğünde ebeveynlerinin ezberlettikleri, Kur’an’ın üç yüzde biri kısmı ile ömürlerini tamaml›yorlar.”

0 399

 

Enes Cansever-Sydney

Kur’an ayı Ramazan’ı geride bıraktık. Yaz ayındayız. Okullar da tatile girdi. Çocuklar için bu mevsim, tam da Kur’an öğrenme mevsimi. Çocuklara Kur’an öğretme konusunda neler tavsiye edersiniz?

Kur’an-ı Kerim’i sevdirmeye çalışalım. Önemini anlatalım. Her harfine Rabbimizin en az on sevap gibi büyük bir ödül verdiğini bildirelim. Pek kolay olduğuna inandıralım. Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca gibi Kur’an alfabesinin de benzer sayıda 28 harf olduğunu Çince, Japonca gibi çok zor olmadığını söyleyelim.

Şimdiki kolaylaştırıcı imkânların olmadığı zamanlarda bile çocuklarımız Kur’an okumasını kolayca öğrendiler. Şimdi öğrenmeyi kolaylaştıran pek çok teknik var. Diğer taraftan kolay ve farklı öğretme usullerini kullanan pek çok yayın var.

Okumayı öğretmenin yanında kısa sureleri ve bazı kolay ayetleri ezberletmeye de çalışalım. Ödüllendirip onları sevdirelim, sevindirelim.

Kur’an’ı anlamak için Arapça şart mı, mealler ile anlaşılabilir mi?

İhtisas anlamında açıklamak için edebî Arapça elbette şarttır. Fakat bu seviyedeki pek mahdut uzmanların dışında, çok sayıda dillere mensup yüz milyonlarca insan ancak tefsir ve mealler vasıtasıyla anlamaya çalışacaklardır.

Yalnız şu var ki mealin, kelimesi kelimesine bir tercüme olmayıp açıklamalı meal, başka deyimle tefsirî bir tercüme olması pek önemlidir. Her meal -adeta mecburen- kısa bir tefsir olma durumundadır.

Ehl-i Sünnet tefsirlerine müracaat ederek hazırlanmış mealler dikkatli okunursa Kur’an’ı anlama yolunda mesafe alınabilir. Okuyucunun Kur’an’ın muhtevası, içeriği hakkında meraklı ve dikkatli olması önemlidir. Hatırı sayılır bir Kur’an kültürünü hedefleyen dikkatli bir okuyucu, seviyesini yükseltebilir.

Müfessirlerin ittifakla kabulüne göre Kur’an’ın ilk müfessiri Kur’an’ın kendisidir. Yani tefsiri yapılacak ayeti açıklayacak başka ayetleri aramak gerekir. Hemen bütün müfessirler bunu uygulamaya çalışmakla beraber mesela İbn Kesir gibi bazı örnekler bu konuda daha ön plandadır. Meallerden bu konu üzerinde pek duran yoktur.

Biz mealimizde buna yer vermeye çalıştık. Ayet meallerinin sonunda sure ve ayet numaraları vererek Kur’an bilgisini artırmak isteyenlere yardımcı olmaya çalıştık. Dört binden fazla referans verdik. Fakat önüne konan bu çalışmadan istifade zahmetine girişenlerin maalesef pek az olduğunu gözlemledik.

Kur’an’ı anlama yarışması yapılabilir

Geleneksel yapımızda Kur’an yarışmaları şu iki alanda yapılıyor: Birincisi hafızlık yarışması. İkincisi ise makamla, güzel sesle, tecvitle okuma yarışması. Bunlar elbette faydalıdır. Fakat Kur’an’ı anlama, onun içeriğine vakıf olma yarışmasının da yapılması ve teşvik edilmesi lazım.

Bu alanda maalesef geri kalmış durumdayız. Çeşitli kademelerde yarışmalar düzenlenirse hem katılanlar, hem de yarışmaları izleyen dinleyiciler Kur’an kültürlerini ilerletebilirler.

Bu hususta yapılması zor olmayan bir çalışma da şudur: Her Müslüman tam hafız olmaksızın Kur’an’dan ezberlediği ayetlerin sayısını artırabilir. Bu hususta da çok gerideyiz. Müslümanların tamamına yakını küçüklüğünde ebeveynlerinin ezberlettikleri, Kur’an’ın üç yüzde biri kısmı ile ömürlerini tamamlamaktadır.

Ömrümüzü nice boş meşgalelerle telef ederken Rabbimizin gönderdiği mektubu böylesine ihmal etmek büyük bir kayıptır. Halbuki hafızamıza aldığımız ayetler fazlalaştıkça onların kalbimize ve aklımıza verdiği feyizler artacak, Rabbimizle iletişimimiz pekişecek, dilimizden hikmetler çıkacaktır.

 Ömrünüzün çoğunu Kur’an’ı anlamaya adadınız. Tefsirler, makaleler ve kitaplar yazdınız. Türkçe ve Fransızca meal ortaya koydunuz. Kur’an’ı nasıl anlamalıyız?

Herkes kendine göre Kur’an’ı anlamaya çalışmalı. Çünkü Kur’an, öyle kutlu bir kitaptır ki “Biz onu insanlar etraflıca iyice düşünsünler ve gereken dersi alsınlar” diye indirdik buyurarak muhataplarından anlamaya çalışmasını istiyor.

İşte herkes kendi çapında anlamaya çalışmalı Kur’an’ı. Onu okuyan her bir müminin Kur’an sanki yeni nazil oluyormuş, sanki birinci derecede kendisine hitap ediyormuş gibi anlamaya çalışmalıdır.

Müsaadenizle yakında gerçekleşmiş bir anekdotu anlatayım. 2016 Ramazan sırasında o Ramazan öncesi Kanada Başbakanı Justin Trudeau, bir Ramazan mesajı yayınlamıştı. O mesajda da tam sizin sorduğunuz ele aldığınız konuyla ilgili harika bir temenni de bulunmuştu.

Şöyle diyordu: “Müslümanlar, Kanada’da ve dünyanın her tarafında bir ay sürecek ruhani bir yolculuk başlatıyorlar. Oruçla dua ile namazla ve Kur’an’ı Muhammed Peygambere inmesini hatırlayarak o nüzulü yeniden yaşama adına bu seyahatlerini sürdürecekler.”

Bu çok harika bir mesaj gerçekten. Hayatımda pek çok Ramazan mesajı okudum. Ama Ramazan’ı ve Kur’an-ı Kerim’i bu kadar harika dile anlatanı görmedim, duymadım. Muhtemelen bunu bir danışmanına yazmıştır. O danışmana teşekkür ediyorum. Ve bunu kendisi ifade etmesi sebebiyle sayın Başbakanı da tebrik ediyorum.

 Kur’an’ın günümüz problemlerine çözüm olması babında neler yapılabilir? Problemlerimizin çözümünü oradan nasıl bulacağız?

Dikkatle okuyanlar ondaki kurtarıcı prensipleri bulmaktan mahrum kalmazlar. Mesela insanlığın son üç asırda en büyük problemi emek ve kapital arasındaki dengesizlik ve mücadele olmuştur. Hatta birinci ve ikinci dünya savaşlarının başlıca sebebi, kapitalist ve sosyalist bloklar arasındaki bu çatışmadır. Üstad Bediüzzaman’ın özetlemesiyle bu asırlık savaşların sebebi şu iki sözdür: Birincisi “Sen çalış, ben yiyeyim”. İkincisi: “Ben doyduktan sonra başkası ne hali varsa görsün”.

Kur’an faizciliği yasaklayarak birinci sıkıntıyı giderir, vahşi kapitalizmi sınırlandırır. Zekât ve infak emriyle ikinci problemi ortadan kaldırır. Dikkatle arayan, iki kısa ayette, tüm dünyanın asırlık iki problemine çareyi bulabilir.

Yirmi birinci asırda dünya Hukuk Fakülteleri arasında ön sırada yer alan Amerika Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, akademisyenler arasında bir anket düzenler: “Sizce adaleti, hak ve hukuk kavramını en güçlü şekilde dile getiren vecize ne olabilir?”

Sonuçta Kur’an’daki şu ayeti teklif edenler ön sırayı alırlar: “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin! Allah için şahitlik eden insanlar olun! Bu şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun.” (Nisa suresi, 135) Daha sonra üniversite kütüphane binasının dış cephesine bu ayetin İngilizce tercümesi büyük harflerle yerleştirilir.

Müslümanlar temsil edemese bile Kur’an, yirmi birinci asırda dünyada hukukun temsilcisi bir fakülte lisanıyla, tek başına mucizeliğini ilan ettiriyor.

Haber Bültenimize Abone Olun
Haber bülteni aboneliğini istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.
error: Tüm içerik teliflidir. Kopyalanması yasaktır.